31 Ocak 2009 Cumartesi

Küçük Yusuf







Yine Mi Sen !

1 Ekim 2005, Konya Atatürk Stadı. Satılmış piyonun teki maçı bir takımdan alıp diğerine hediye ediyor. Cümle alemin gördüğü eli bu zat gör(e)miyor. Tipe bak tipte meymenet yok bi kere. Özgüç Türkalp'ten bahsediyoruz. O maçtan sonra ilk defa bi Fenerbahçe maçında hakemlik yapacak. (Daha önce iki kez 4. hakemlik yapmış) Pazar günü oynanacak Fenerbahçe-Gaziantepspor maçında düdük çalacak olan bu güzide ! hakemimiz be sefer neleri görür neleri görmez bilemeyiz ama bize o maçı hatırllattığı için MHK'ya teşekkür ederiz. O dönem takımda olmayan Deivid, Lugano, Guiza... gibi futbolculara bu hakemin futbolu voleybol ile karıştırdığını anlatmak lazım. O zaman tüm Fenerliler için geliyor; İzel Ercan'dan 'Haydi şimdi bütün eller havaya'


Yuh Be Ribery !

Geçtiğimiz gün Almanya Kupasında Stuttgart'ı 5-1 le geçen Bayern'de Ribery öyle bir penaltı kaçırmış ki akıllara zarar. Hani Totti ve Pascal Nouma'dan hatırladığımız aşırtma penaltı atışı varya (chip) ondan yapmaya çalışmış ama becerememiş. E nerden izleyeceğiz diyenleri buraya alalım.

30 Ocak 2009 Cuma

Fabian Ernst

Mustafa Denizli'nin 'alacağımız oyuncu haberlerde adı hiç geçmeyen bi isim' açıklamasının ardından silmiştik listeden kendisini. Bana göre adı geçen isimler arasında alınabilecek en iyi isimdi Ernst. Bi kere fizik olarak Süper Lig'i rahatlıkla kaldırabilecek kapasite de bi adam, defansif olarakta oldukça sağlam tabiri caizse 'ısıran' bi oyuncu, Cisse gibi 'yumuşak' bi ön liberonun ardından böylesine sert bi oyuncu ilaç gibi gelecek inşallah. Guinti'den beri Kleberson'un iyi olduğu dönem dışında adam gibi bi defansif orta sahamız olmamıştı. Sadece bir dönem Koray ve bir dönem de S.Kurtuluş'ta iyi verim almıştık bu bölgede. Yani yıllardır sıkıntısını çektiğimiz bi bölgeydi. Demirören yönetiminden beklenmeyecek kalite de bi adam aldık. Ernstle beraber daha dirençli takım izleyeceğiz bundan şüphem yok. Yaşına falan laf edenler olur ama önemli değil, 29-30 yaş bi futbolcunun futbolunun en olgunlaştığı yaşlar oluyor. Zaten yaşı olmasa başka bişeyini buluruz eleştirecek, Messi'yi getirsen ona da bi kulp takarlar. Bu şartlarda bu zaman da bu oluyor işte daha iyisi olamıyor. İnşallah bizi utandırmazsın Ernst.

İdol

Hepimizin bi kahramanı vardır futbolda, bu kimi zaman tuttuğumuz takımın bayrak adamı olur, kimi zaman en golcü oyuncusu olur, kimi zaman da en vefalı futbolcusu olur. Kuşkusuz Milan taraftarları için de Maldini öyledir ama bu sefer konumuz onun Milan taraftarı tarafından ne kadar sevildiği değil. La Gazetta Dello Sport'un yaptığı bi ankette 100 futbolcuya onlara futbolu sevdiren isim sorulmuş ve cevap Paolo Maldini olmuş çoğunlukla, efsane oyuncunun ardından en fazla örnek alınan isimler ise Roberto Baggio ve D. Armando Maradona olmuş. Bir nesil onunla büyüdü kuşkusuz, bir çok futbolcuya örnek olmasına şaşırmamak lazım. Hem sahada yaptıklarıyla hem de profesyonelliği ve takımına bağlılığı ile ün yapmış bi oyuncu olarak bundan sonra da futbolcu adaylarına model olacağına şüphe yok. Giydiği 3 numaralı formayı bile defans oyuncuları arasında karizmatik konuma getirmiştir bana göre Maldini. Böyle bi efsanenin yakın zamanda yeşil sahalara veda edeceğini bilmek hüzün versede yapacak bişey yok. O hep idol olmaya, örnek olmaya devam edecek.

29 Ocak 2009 Perşembe

3 Maymun


Bu aralar 3 Maymun diyince herkesin aklına Oscar'a aday olmaya çalışan ancak başarılı olamayan Nuri Bilge Ceylan'ın filmi geliyor. Ancak esas 3 maymun işte bunlar, gözleri var ama görmezler, kulakları var ama duymazlar, akılları var ama anlamazlar, tabi işlerine gelince. Bu arkadaşlarımız İnönü'ye gelince birer ahlak timsali olurken diğer stadlara gittiklerinde nedense hipnoz olmuşçasına hiçbişeyi görmeden duymadan ordan ayrılırlar.

Geçen hafta oynadığımız Denizlispor maçından sonra hakem aleyhine yapılan tezahüratlar yüzünden maçtan hemen sonra ağız birliği etmişçesine stadımızı kapatmaya varan cezalar verdiler gazete sayfalarında. Ben kötü tezahürat olmadı demiyorum, elbette ki ufak tefek tepkiler olacaktır ancak 3-5 saniye süren anlık refleksler ne zamandan beri stad kapattırıyor. Ağzımızdan en küçük bi kötü şey çıkmasın hemen 1'e 1000 katıp abartarak yazıyorlar. Ya yayıncı kuruluşa ne demeli sesi kısmak için bahane arıyorlar İnönü'de ama bazı diğer stadlarda bize ana avrat dümdüz gidilirken ne ses kısılıyor ne de karalama kampanyası başlatılıyor. Özellikle Doğan medyasının bu konu da çok duyarlı ! olduğunu görüyoruz, bizden ne istediler de alamadılar ya da işlerine gelmeyen ne yaptıysak artık son bi kaç senedir akılalmaz bi şekilde saldırıyorlar kulübümüze. Bu gurubun ne kadar kindar, işine gelmeyen şeylerde ne kadar karalayıcı olabildiğini hepimiz biliyoruz. İsmail Er'inden Orhan Yıldırım'ına tüm muhabirleri sürekli kulübü yıpratıcı takıma zarar verici asparagaslarla meydana çıkıyorlar hergün (Son Tigana olayı umarım kapak olmuştur O.Yıldırım'a)

Biliyorum kabak tadı vermeye başladı bu 'üstümüze oyunlar oynanıyor' lafı ancak ne yazık ki bunu kullanmak zorundayım. Daha 3 gün önce yukarı da anlattığım olay nedeniyle yapmadıklarını bırakmayanlar (tribün teröründe lider Beşiktaş manşeti bile attılar) geçtiğimiz gün A.Sami Yen'de olanları ne gördüler ne de duydular. Hem de bu sefer ki ne hakeme küfür ne rakibe sataşma ne de sahaya yabancı madde atma olayıydı. Bu sefer ki düpedüz Irkçılıktı ! FIFA'nın son yıllarda en çok üstünde durduğu konu yani, bu yüzden çok ağır yaptırımlar uygulanıyor Avrupa'da ama bizde herkes 3 Maymunu oynadığı için hiç bişey olmuyor. Sözümona yaratıcı Gs taraftarı Filistin saldırılarını ''Kahrolsun İsrail O.... Ç.... Balili'' gibi akıllara ziyan bi tezahürat ile protesto etti. ''Selçuk Dereli Allah belanı versin'' tezahüratında ortalığı ayağa kaldıran hemen yaftalayan sayın medyamız bu ırkçılık hakkında neden tek bir söz bile söylemiyor ? Avrupa'dan örnek vermek gerekirse geçtiğimiz aylarda oynanan A.Madrid-Marsilya maçına bakmak yeterli olacaktır. Irkçılık konusunda asla affı olmayan FIFA bu maçta yapılan ırkçı tezahüratlar nedeniyle tam 3 maç sahasını kapatmıştır A.Madrid'in. Bizde de bu konuda ceza açık ve net; bir maç seyircisiz oynama ve 80 Bin TL para cezası. Peki hani nerde bu ceza ? Maçın hemen ardından yazacaktım bu konuyu ancak, bekleyelim bakalım belki biri bişey yazar dedik ancak nafile. Ntv ve birkaç düzgün haber kuruluşu dışında olayı yazan kimse yok. Yahu kardeşim siz değilmiydiniz daha dün Revivo'yu bağrına basan. Bursa'ya 3 gol attığında kral ilan etiştiniz adamı, o da İsrailliydi o zamanlar da İsrail Filistin'e saldırıyordu. İşinize gelmeyince nasıl da hemen değişiyorsunuz.

Sezon başından beri küfür ve kötü tezahürat yüzünden 500 Bin TL civarında bi ceza yedik. Sanırım futbol taraftarı değil tiyatro seyircisi olmamızı istiyorlar. Eğer küfür varsa verin tabiki cezayı ama bu kadarı da fazla artık. İnsanız yahu anlık reflekslerle hiç mi bişey söyleyemeyeceğiz, hiç mi tepki veremeyeceğiz. Şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim ki eğer biz 500 Bin TL ceza alıyorsak malum kızkardeş kulüpler bizden en az 2 kat ceza almalı. Orda ne olup bittiğini gören yazan yok nasılsa, adamlar her maç dümdüz gidiyorlar. Demek harbiden küfür etsek bizi ligden falan da atar bunlar.

Başımızda hakkımız koruyan biri olsaydı bunlar gelmezdi başımıza şüphesiz. Ağız ishali olmuşçasına saçma sapan açıklamalar yapan yöneticilerimiz neden çıkıp tek bir laf bile söylemez bu konular hakkında anlamıyorum. Hakkımızı arayan bi Kazım Kanat ağabey vardı o da erken göçtü bu Dünya'dan. Sürekli hakkı yenen bi takımın taraftarları olarak her türlü haksızlığa karşı çıkmaya sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz siz istediğiniz kadar bitirmeye çalışın...

28 Ocak 2009 Çarşamba

Ekrem Dağ ve M.Denizli Rotasyonu

Bu akşam ki maçta bir kez daha anladım ki bu takım da formayı en çok hakeden oyuncu Ekrem Dağ'dır. Sağ, sol, orta, geri, bek, açık... ayırt etmiyor görevini başarı ile yerine getiriyor. Sezon öncesinde transfer edildiğinde herkes 'bu da kim, ne saçma transfer' demişti. Futbolda önyargının yeri olmadığını bir kez daha kanıtladı bize performansı ile Ekrem. Ne bazıları gibi kaprisli ne de bazıları gibi artist. Futbolu da fazla gösterişli değil zaten, top tekniği çok yüksek aldığı topları çok iyi şekilde değerlendiriyor. Bek mevkisine yakın oynadığı maçlarda savunma olarak fazla katkı yapamasa da geriden top çıkarma konusunda takımın yaşadığı sıkıntıya önemli ölçüde ilaç oluyor. Orta saha da açık oynadığı maçlarda ise topla hızlı hareket edebiliyor ve topu ezmeden gereksiz çalımlara girmeden (adamın biri gibi) topu en iyi şekilde forvet oyuncuları ile buluşturuyor. Bu kadar değişik bölge de izledikten sonra nerede oynamalı acaba sorusunun cevabını kendime göre buldum. Bana göre Ekremin yeri sol bektir. Aslında sağ açık ve sol açıkta da çok iyi oynuyor ama solda Tello sağ da da Serdar ve yeni transfer Erkan nedeniyle ona fazla ihtiyaç yok e sol bekte yaşadığımız sorun (19) da ortada, bu durumda en ideal bölge burası oluyor Ekrem için. Bu akşam ki maçta da bu bölgede oynadı ve bence gayette iyiydi ta ki 19 oyuna girene dek. O girdikten sonra Ekrem sağa geçti ve sol kanat bizim için yine 'İnşallah top gelmez' bölgesi oldu.

Kupa maçları takımda yeterince forma şansı bulamayan oyuncular için ve takıma yeni yeni girmeye başlayan genç oyuncular için büyük birer fırsattır. Bu maçta da bunu yaptı M.Denizli, S.Kurtuluş, Bobo ve U.İnceman ilk 11'de yer buldular. S.Kurtuluş'un sağ bekte, Ekrem'in sol bekte oynadığı düzende Sivok savunmanın önünde ön libero olarak görev aldı, onun önünde de Cisse ve Uğur biraz daha hücuma dönük olarak oynadı. Hücum hattında ise S.Özkan solda Holosko sağda ve Bobo'da ortada tek adam olarak oynadı. 4-3-3 gibi oynadık yani, pek alışık olmadığımız bi düzendi bu ama takım bu düzende gayet iyi oynayabileceğini gösterdi. S.Özkan'ın yerine Tello ve G.Zan'ın yerine de Zapo oynarsa çok daha verimli olur takım. Ancak bu durumda da Delgado, Yusuf ve Nobre ne olacak sorusu geliyor akıllara. Bana göre bu sistem de Uğur biraz daha savunmaya yönelik oynarsa Cisse'nin yerine Delgado ya da Yusuf gelir ve orta üçlü biri geride ikisi ilerde değil ikisi geri de birisi ilerde şeklinde oynar. Bobo-Nobre arasında ki tercih ise hocaya kalmış. Nobre hep bi adım önde olsa da Bobo'da sakatlık sonrası 2 golle dönüş yaparak şansını arttırdı. Bakalım kupada ki bu değişiklikler lige yansıyacak mı ?

Esas rahatsız olduğum konuya geliyorum. Maçın 69. dakikasında oyuncu değişikliği yapacağız yeni transfer Erkan Zengin'in girmesini beklerken bi anda karşımızda 19'u görüyoruz. 34 yaşında ki adamı böyle bi maçta sonradan oyuna almanın mantığı nedir biri anlatsın lütfen. Orda takıma alışması gereken bi adam dururken neden 19 ? Neyse sonra nasıl oluyorsa hocanın aklına Erkan'ı almak geliyor ama ne fayda dakika olmuş 82. Bir iki kere topla buluştu ancak bu kadarla tanıyamayız adamı sonuçta. Sonuç olarak bana göre yanlış bi hareketti keşke Erkan'ı daha fazla izleyebilseydik.

Jesus Datolo Napoli'de

Napoli Boca'nın son Apertura şampiyonluğunda önemli payı olan Jesus Datolo'yu renklerine kattı. Boca'nın sol kanadında 2006'dan bu yana başarı ile görev yapan 24 yaşındaki Datolo Napoli'ye yaklaşık 7 Milyon Euro'ya malolmuş. Bana göre Napoli'de Lavezzi kadar başarılı olabilecek bi oyuncu Datolo. Sezon için de sadece bir kaç maçta izlemiştim kendisini, hızı, kolay adam eksiltmesi ve isabetli ortaları ile dikkatleri çekiyordu. Play Off maçlarında daha bi gözümüze battı ve şampiyonluğa yürüyen takımın en iyilerinden biri olarak öne çıktı. Saçma sapan liglerde adı sanı duyulmamış adamların peşinde koşan ya da yaşı kemale ermiş emeklilik çağına gelen oyunculara milyonlar sayan kulüplerimiz umarım bu transferleri görüyorlardır. Adamı Serie A'dan istemişler bizim lige mi gelecek demeyin, bu Datolo olmaz başkası olur. Böyle çok cevherler var Latin Amerika'da ama keşfetmeyi bilenlere ! Menajerlerin kakalamaya çalıştığı topçuları getirenlere değil.

27 Ocak 2009 Salı

Kaleye Duvar Örenler

IFFHS yapmış yine bi liste, bu sefer konumuz 'en uzun süre gol yemeyen kaleciler' Sıralama yapılırken oyuncuların ulusal liglerdeki performansları baz alınmış. Listede bizden sadece Şenol Güneş var, Trabzonspor'un ligde fırtınalar estirdiği dönemde kaleyi koruyan Şenol Güneş 17 Eylül 1978 - 18 Şubat 1979 tarihleri arasında kalesini 1110 dakika gole kapatarak listeye 17. sıradan girmiş. Kalesini en uzun süre gole kapayan isim ise Vasco de Gama'da 18 Mayıs 1977 - 7 Eylül 1978 tarihleri arasında tam 1860 dakika gol yemeyen 'Mazaropi' lakaplı Geraldo Pereira de Matos Filho. Listenin tamamı için burdan buyrun.

25 Ocak 2009 Pazar

25 Ocak 2004

Satılmış bir piyonun herşeyin içine ettiği o günün üstünden tam 5 yıl geçti. Öyle ya 8 puan farkla ikinci yarıya lider giren bi takımın olduğu ligde heyecan falan olamazdı, bi renk katmak lazımdı. Daha maçın 5. dakikasında oraya ne yapmaya geldiği belliydi soysuzun ! Böyle adamların maç yönettiği lige Süper Lig diyoruz biz, süperiniz batsın. Bu adamı (adam dedim ama lafın gelişi) alıpta yorumcu diye başımıza çıkaranlarında, karşısında pişmiş kelle gibi sırıtanın da (o kendini biliyor) topunun Allah belasını versin...

24 Ocak 2009 Cumartesi

Ye(n)mekteyiz

Bülent Uygun: ''Hepinizi işte bu salata gibi çiğ çiğ yiyeceğim''

Mustafa Denizli: ''En iyi şampiyonu ben yaparım, çok yaptım''

Michael Skibbe: ''Türkiş kebap gut, bu lig tam benim damak tadıma göre''

Ersun Yanal: ''Yemeğumdan kıl falumdan şampiyonluk çıktı''

Luis Aragones: ''Hiçbirinizi kendime rakip olarak görmüyorum''

Hayal sınırlarını zorlayan absürd transfer haberleriyle sinirimizi çıkarsa da ara sıra böyle güzel işlerde yapabiliyor Fotomaç. Bence çok yaratıcı bi manşet olmuş. Son günlerin en popüler programı ile şampiyonluk yarışını çok iyi birleştirmişler. Aslında Aykut Kocaman'ı da dahil etmek lazım masaya ama yer kalmamış, o da dış ses olsun bari.

Abbondanzieri Yeniden Boca'da

Son Apertura şampiyonunun en zayıf halkası kalesiydi, genç kaleciler J.Hernan Garcia ve J.Ayala Boca'nın kalesini koruyacak durumda değillerdi, özellikle şampiyonu belirleyen Play Off maçlarında kalecilerinden çok çekti Boca. Geçtiğimiz günlerde Sportif Direktörlüğe getirilen takımın efsane hocalarından Carlos Bianchi'de gelir gelmez önce kaleci demişti. Adaylar arasında 100. yılda kazandığımız şampiyonlukta başrol oynayan ama takımı sattı bahanesiyle takımdan koparılan O.Cordoba'da vardı. Uzun süren arayışların ardından takımın eski kalecisi Roberto Abbondanzieri ile anlaşma sağlanmış. 1996-2006 yılları arasında Boca'da oynayan kaleci 2006'da Getafe'ye transfer olmuştu. Bana göre çok çok iyi bir kaleci değil ancak yabancı olmadığı alışık olduğu yere gidiyor. Latin Amerika'da parlayıp Avrupa'ya gelen ancak pek bi başarı yaşayamadan ülkesine dönen oyuncuların geri dönüşleri iyi olur genelde, bakalım Abbondanzieri'de yeniden bi çıkış yaşayabilecek mi, 36 yaşından sonra ne çıkış yaşayacaksa artık. Boca için hayırlı olsun diyorum bir Boca fanatiği olarak.

Sagnol ve Sakatlığı Yüzünden Futbolu Bırakmak Zorunda Kalanlar

Sakatlığı nedeniyle uzun süredir takımından ayrı kalan Willy Sagnol bir türlü düzelmeyen sakatlığı yüzünden 31 yaşında futbolu bırakmak zorunda kaldı. Münih'te 9. sezonuna giren başarılı sağ bek hem burda hem de milli takımda önemli başarılar yaşadı. Vatandaşı B.Lizarazu gibi o da en güzel günlerini Bayern'de yaşadı. 8 yılda 5 Bundesliga Şampiyonluğu, 4 Almanya Kupası Şampiyonluğu ve 2001'de ŞL Şampiyonluğu yaşadı Fransız oyuncu. Sagnol'un sakatlığı nedeniyle futbolu bırakmak zorunda kalması benim aklıma aynı dertten muzdarip olan oyuncuları getirdi. Hafızamı zorlasam da aklıma Van Basten, Deisler, Rıdvan ve İ.Mansız'dan başka pek bi isim gelmedi. Yaptığım kısa bi araştırmadan sonra sakatlığı nedeniyle futboldan zamansız kopmak zorunda kalan futbolcuların şöyle bi listesini çıkardım, özellikle Skibbe'ye çok şaşırdım, futboldan bu kadar erken emekli olduğunu bilmiyordum yazık olmuş adama valla...

Michael Skibbe: Galatasaray'ın başarılı hocası kariyerine başladığı kulüp olan Schalke 04'te henüz 21 yaşındayken aynı yıl içinde 3 kere çapraz bağları kopunca gencecik yaşında yeşil sahalara veda etmiş. Şanssız bi şekilde biten futbolculuk kariyerinin acısını teknik adam olarak yaşadığı/yaşayacağı başarılarla çıkarıyor Skibbe heralde.

Arçil Arveladze: İkizi Şota'nın aksine Arçil'in futbol hayatı sakatlıklarla uğraşmakla geçti, Şota gol krallıkları yaşarken o hep sahalara dönmesini beklediğimiz müzmin sakattı. Öyle ki Türkiye'de kaldığı 4 yıl boyunca sadece 46 kez Trabzonspor forması giyebilmiştir. Trabzon'dan sonra giydiği NAC Breda forması ile şanssızlıklarına son verip form tutmuş olsa da daha sonra formasını giydiği Köln'de ve Dinamo Tiflis'te sakatlık belası kendisini buldu tekrar. 2002'de daha 30'una gelmeden 29 yaşında futboldan kopmak zorunda kalan Arçil Gürcistan milli formasını da sadece 32 kez giyebilmiştir.


Michael Meduna: Vestel Manisaspor - Galatasaray maçında yere yığılışını hatırlamayan yoktur heralde, o dönem Holosko ile beraber Manisa'nın en önemli oyuncularından biriydi Meduna ancak yaşadığı bu talihsiz olayın ardından kalbinde oluşan problemler onu da futboldan erken kopardı, Çek futbolcu 29 yaşında sahalara veda etti.
Sebastian Deisler: Almaların son yıllarda yetiştirdiği en önemli yeteneklerden biriydi bana göre Deisler, futbola Borussia Mönchengladbach'ta başlayan oyuncu daha sonra Hertha Berlin'e geçmişti ve ardından esas patlamayı yapacağı Bayern Münih'e geçti, özellikle frikik golleriyle adından söz ettiren Deisler 27 yaşındayken başlayan sakatlıklar zinciri yüzünden tam 5 kere ameliyat olmak zorunda kalmıştır. Üstelik bu sakatlıklardan sonra ağır bir depresyon geçirdiği de bilinmektedir. Döndü dönecek derken futbolu bıraktığını açıklamıştı Deisler 2 yıl önce.

İlhan Mansız: Sadece futbolu ile değil saç stili ile giyim tarzı ile Türk futbolunda ki 'David Beckham' eksiğini gideren İlhan dizinden yaşadığı ağır sakatlıklar nedeniyle futbolu erken bırakmak zorunda kalmıştı. Beşiktaş'tan ayrıldıktan sonra kısa bir Japonya macerası yaşayan ardından da doğduğu ülke olan Almanya'ya dönen İlhan H.Berlin ile sözleşme imzalamış ancak sakatlığı nedeniyle anlaşması iptal edilmişti, bir süre sonra futbola Ankaragücü ile tekrar dönse de burada da sakatlıklar peşini bırakmadı ve üst üste geçirdiği sakatlıklardan sonra futbola veda kararı aldı. 30 yaşında yeşil sahalara veda etmek zorunda kalan İlhan son resmi golünü İnönü'de Beşiktaş'a atmıştır. (Golden sonra sevinmemişti)

Miroslav Szymkowiak: Trabzonspor'da bir dönem fırtına gibi esen Polonyalı oyuncu dizinden geçirdiği operasyonun ardından bir daha futbola dönemedi, tatil için gittiği ülkesinden Trabzona futbolu bıraktığı haberi gelmişti ve büyük olay olmuştu Szymek ve Trabzon arasında. Psikolojik sorunlar yaşadığı da söylendi bi ara ama neden futbolu bıraktığı hakkında net bi bilgi gelmedi, kaybolup gitti bi anda yetenekli oyuncu.

Marco van Basten: Ve geldik sakatlığın bizden aldığı en önemli isme, tarihin gördüğü en iyi forvetler arasında gösterilen Hollandalı efsane Van Basten ayak bileğinde kronikleşen sakatlık nedeniyle futbol hayatının baharında henüz 29 yaşındayken sahalara veda etmek zorunda kalmıştır. Bir çok futbolsever tarafından tarihin en komple forveti olarak gösterilen Van Basten futbola adım attığı Ajaxla bir çok başarı yaşadıktan sonra çizmenin yolunu tutmuştur ve Milan'ın efsane kadrosunun skorer ismi olmayı başarmıştır. 23 yaşında geldiği Milan'da 6 yıl oynamış ve 147 maçta 90 atmıştır. Milan forması ile çıktığı son maç ise 26 Mayıs 1993'te Marsilya ile oynanan ve 1-0 kaybedilen ŞL Finali olmuştur. 1988 yılında düzenlenen Avrupa Futbol Şampiyonasında Şampiyonluğa uzanan efsane Hollanda kadrosunun da en önemli futbolcularından biridir Van Basten, final maçında Rusya'ya attığı gol hala hafızalardaki yerini korumaktadır. Rakip defansların durdurmak için her yola başvurduğu bu büyük yeteneğin yediği tekmeler yüzünden böyle ağır sakatlıklar yaşadığı söylenmektedir. Futboldan bu kadar erken kopmasına rağmen en büyükler arasına adını yazdırmış olması da onun için ayrıca bi övünç kaynağıdır. Futbolu bırakmamış olsaydı çok büyük başarıların altında imzası olurdu şüphesiz.


23 Ocak 2009 Cuma

Arabesk Günler

Ağladım günlerce...
Sordum gecelerce...
Sandım bir bilmece...
Bittim gidince..!

Ne arabesk günler geceler yaşadım...
Resmine bakıp bakıp ağladım...

Sen hainsin sen..!
Sen kalpsizsin sen..!
Bütün dünyamı yıktın reva mı..?
Yanacaksın bilsen..!
Bütün dünyamı yıktın reva mı..?
Ah ettim bilsen, ah sen...

Ne arabesk günler geceler yaşadım...
Resmine bakıp bakıp ağladım...
Sen hainsin sen..!
Sen kalpsizsin sen..!
Bütün dünyamı yıktın reva mı..?
Yanacaksın bilsen..!
Bütün dünyamı yıktın reva mı..?
Ah ettim bilsen, ah sen...

22 Ocak 2009 Perşembe

En Golcüler (Faal Futbolcular)

Bir alt postta yazdığımız IFFHS tarihin en golcüleri listesinde henüz futbolu bırakmamış olan 23 futbolcu var birde bu isimlere bakalım isterseniz, Larsson'un resmini koydum ama ilk sırada o değil Marc Lloyd Williams var Galler'den, Larsson 5. sırada ancak ilk 5'te adam gibi liglerde ve takımlarda oynayan bi o var o yüzden postun yüzü o oldu. İkinci sıradaki oyuncu (Juan Carlos Plata) Guatemala'da, üçüncü sırada ki oyuncu (Glenn Ferguson) Kuzey İrlanda'da oynuyor. 5. sıradaki Larsson'un ardından tanınmış isim olarak 7. sırada Jared Borgetti göze çarpıyor. Listenin altına Hakan Şükür, Şota ve Jardel'in de ismi eklenmiş durumda.

Listenin tamamı için;

http://www.iffhs.de/?b4a390f03be4ac07cda14b45fdcdc3bfcdc0aec70aee13

Tüm Zamanların En Golcüleri

IFFHS bu aralar baya yoğun çalışıyor, en iyi kaleciler ve en iyi hocalar listesinden sonra şimdi de tarihin en golcü futbolcuların listesini çıkarmışlar. Liste hazırlanırken oyuncuların ulusal liglerde attıkları goller gözönünde bulundurulmuş. Zirve de Pele var 560 lig maçında attığı 541 gol ile, ikinci sırada Çek asıllı Avusturyalı futbolcu Josef Bican var 341 maçta attığı 518 gol ile (ne atmış be dayı), üçüncülük ise Macarların efsane futbolcusu Ferenc Puskas'ın elinde Real Madrid'le devleşen ünlü oyuncu 533 maçta 511 gole imza atmış. Sıralamaya şöyle bi bakınca bizim izleyebildiğimiz topçulardan Alan Shearer var 70. sırada onun üstündeki tüm topçular 60ların 70lerin topçuları hatta 1930larda oynayanlar bile var, zaten 1888'den itibaren başlıyor değerlendirme. 309 kişilik listede bizden Hakan Şükür (81), Tanju Çolak (143), Metin Oktay (189), Hami Mandıralı (206) ve Aykut Kocaman (307) var.

Listenin tamamı için:

http://www.iffhs.de/?b4a390f03be4ac07cda17b45fdcdc3bfcdc0aec70aed02

Değer Mi ??

Wayne Bridge - 12 Milyon Pound

Craig Bellamy - 14 Milyon Pound

Nigel de Jong - 17 Milyon Pound


Daha çok Kaka ile gündemi meşgul eden M.City'nin ara transferde renklerine bağladığı 3 futbolcunun maliyetleri bu şekilde, maliyet derken yanlış anlaşılmasın oyuncuya ödenecek ücretler dahil değil bu rakamlara, sadece bonservis bedelleri bunlar. 43 Milyon Pound'a kimler kimler alınır ancak yağı bol bulunca bi tarafına süren bu adamlar alamaz, gider böyle ne yapıp yapamayacağı belli olmayan adamlara yağdırır. Bu para bizim 3 büyüklerde olsun Avrupa'yı sallarlar valla (Demirören'in Beşiktaş'ın başında olmadığını varsayıyorum, o bu parayı kovduğu hocaların tazminatına verir) Ya da transfer yapmasını bilen bi adama versinler, misal bi Arsene Wenger bu paraya ikinci bi Arsenal yaratır rahatlıkla. Bu şekilde davranarak transfer piyasasının içine etmeye devam edecekler belli oldu bu. Allah akıl fikir versin ne diyelim.

21 Ocak 2009 Çarşamba

Türkiye - Fildişi Sahili

A Milli Takımımız 11 Şubat'ta İzmir'de yıldızlar topluluğu (itirazı olan yoktur heralde) Fildişi Sahili Milli Takımı ile karşılaşacak. Sürekli ikinci sınıf takımlarla hazırlık maçı yapan Milli Takımımız için bu maç ciddi bi sınav olacak her ne kadar hazırlık maçı olsa da. Maç Atatürk Stadında oynanacak ancak saati henüz belli değil. Afrika Futbolunun son yıllarda Milli Takımlar bazında en öne çıkan ekiplerinden biri Fildişi Sahili, özellikle Premier Lig'de kafaya oynayan takımlarda sürekli ilk 11 oynayan oyuncuları var. En önemli silahları Drogba'nın bu aralar dibe vurmuş olması onlar için önemli bi kayıp, 2010 Dünya Kupası elemelerinde oynayacağımız kritik İspanya maçları öncesinde önemli bi sınav olacak, inşallah futbolcularımız bu maça bi formalite gözüyle bakmazlar ve ciddiye alırlar. Umarım bundan böyle hazırlık maçlarımızı hep böyl güçlü takımlarla yaparız.

Appiah'ın Alex Versiyonu

Alışkınız Fotospor'un saçma sapan transfer haberlerine tabi ki ama bu sefer ki farklı. Transferde adı geçen oyuncu (De Guzman) mutasyona falan uğramış olacak ki, gazete onu anlatmak için 'Appiah'ın Alex Versiyonu' tanımlamasını kullanmış. Sanırım Appiah gibi güçlü aynı zamanda da Alex kadar yaratıcı demek istemişler ancak benim bildiğim De Guzman ne Appiah kadar güçlü ne de Alex kadar skora katkı yapabilen bi oyuncu. Yarın öbürgün Galatasaray'a 'Popescu'nun Sol Ayağına Hagi Çarpmışı ' Beşiktaş'a da 'Guinti'nin İçine Sergen Girmişi' gibi topçular transfer ederlerse şaşırmamak lazım.

Ön libero alabilmek için nasıl yapsakta yabancı kontenjanını boşaltsak diye yırtınan Beşiktaş'ın yabancı bi forvet alacağını iddia etmek hangi mantığın ürünüdür ya biri bana anlatsın lütfen, resmen insanlarla dalga geçiyorlar.

Ya Kaka'yı alamayan M.City'nin Arda'ya yöneldiği haberine ne demeli, bu haberi oraya koyan adamın zekası 5 yaşından beri gelişmiyor heralde.

Çok merak ediyorum ciddiye alıp okuyan varmıdır bu paçavrayı. Sende okumuşsun ki haber yapıyorsun diyenler olabilir doğal olarak, kuaförde sıra beklerken elime ne geçtiyse okuyorum valla bu da araya karışmış işte. Yoksa para veripte okunacak bi halt değil.

Taraftar Sosyal Anketi

''Medya ve Devletin, Sporda Şiddet Üzerine Ters Etkileri'' başlıklı akademik araştırma için yapılan bir anket var, ne kadar fazla katılım olursa o kadar sağlıklı sonuçlar çıkar diye düşünüyorum, katılmak için:

http://taraftarsosyalanketi.blogspot.com/

Semerkand - Amin Maalouf

Tarihi olayları mistik hikayelerle süsleyip sunan eserler benim için her zaman ilgi çekici olmuştur. Amin Maalouf bu eserinde işte tam da bunu yaşatıyor bizlere. 11. asırda Orta Asya'nın geniş bozkırlarından İran'a ve Anadolu'ya uzanan geniş coğrafyada yaşanan gelişmeleri ünlü düşünür/şair/bilim adamı Ömer Hayyam'ın üzerinden bize anlatıyor. Ünlü devlet adamı Nizamülmülk'ün ve onun ebedi düşmanı tarihin ilk teröristi Hasan Sabbah'ın iktidar mücadelesini Selçuklu İmparatorluğu'nun gölgesinde nasıl geliştiğini okuyoruz bu muhteşem eserde. Hayyam'ın Rubaiyat'larını duymayan yoktur, insanın içine işleyen o dizelerin nerde ve nasıl yazıldığını mükemmel bir dille anlatıyor Amin Maalouf. Okurken sayfaları nasıl hızla geçtiğini anlamıyor insan, eğer kitap okumaya meraklı biri iseniz bir iki gecede sıkılmadan okuyabileceğiniz bir kitap, herkese şiddetle tavsiye edilir.

20 Ocak 2009 Salı

Deportivo İstedi Ama Gitmedim

Fanatik'te çıkan İbrahim Üzülmez menşeili habere göre sezon başına Deportivo kendisi istemiş ama uyum sorunu yaşayabileceği için gitmemiş...

Eğer bu transfer bir şekilde gerçekleşseydi Deportivo benim için Dünya'nın en değerli takımı olurdu, büyük minnettarlık duyardım valla adamlara. Merak ettiğim şey ise şu, kim yapıyor kardeşim Deportivo'nun transferlerini ? Başka adam mı bulamadınız hacım, Dünya'da topçu mu tükendi de geldiniz bunu buldunuz. Bi düşünsenize, Deportivo'ya imza atmış İ.Üzülmez ve ilk açıklamaları ''Abidal'den iyiyim''

İ.Üzülmez'in jübile maçının oynanacağı gün benim hayatımın en mutlu günü olacak...

Kayseri Atatürk Stadı


Daha 1 ay olmamıştı yıkım çalışmaları başlayalı, çok kısa bir sürede dümdüz etmişler Kayseri'nin eski stadını, çimler Kadir Has Stadına taşınmaya başlamış, ışıklandırma sistemi ise Bolu'nun stadına gönderilecekmiş. Bildiğim kadarıyla bu araziye alışveriş merkezi, rezidans, otel ve lüks konutlar inşa edilecek. Kayserililer için bu görüntü biraz üzücü olsada yeni stadlarını düşününce bu üzüntü fazla sürmez heralde. Yeni stad açılana kadar iç saha maçlarını Adana'da oynayacak Kayserispor, stadı Fenerbahçe maçında açmayı planladıklarına göre en fazla 3 lig maçını Adana'da oynayacaklar. Kayseri için şimdiden hayırlı uğurlu olsun.

Oscar del Calcio 2008

'Oscar del Calcio' adıyla Serie A'da her yıl futbolun oskarlarını belirleyen organizasyonda 2008'in kazananları belli oldu.

And the oscar goes to...

2008'in en iyi futbolcusu: Zlatan Ibrahimovic

En iyi İtalyan oyuncu: Alessandro Del Piero (De Rossi, Pirlo)

En iyi yabanci oyuncu: Zlatan Ibrahimovic (Kaka , Mutu)

En iyi genc oyuncu: Marek Hamsik (Giovinco, Balotelli)

En iyi kaleci : Gigi Buffon (Frey, Julio Cesar)

En iyi savunma oyuncusu: Giorgio Chiellini (Mexes, Nesta)

En iyi teknik direktör: Cesare Prandelli (Spalletti, Ancelotti)

En iyi hakem: Roberto Rosetti (Morganti,Saccani)

2008 yılının en iyi golü: Zlatan Ibrahimovic (Bologna ya attigi gol)

En iyi taraftar: Stefano Borgonovo

Fan award ( taraftarlarin oy verdigi ödul) - 2008in en populer futbolcusu:Alessandro Del Piero

Parantez içindeki isimler diğer adaylar...

19 Ocak 2009 Pazartesi

Olur mu ki ??

Barcelona'nın galibiyetlerine farklı bir isim bulmak lazım, bence tecavüz en uygun olanı, hani bıraksanız her maç bi düzine gol atacaklar ama maçın belli bi noktasından sonra oyunu rölantiye alıp(bu arada skor 3-0, 4-0 olmuş oluyor çoktan) kendilerini yormadan idman havasında tamamlıyorlar maçlarını.Maç başına 3.1 gibi muazzam bi ortala tutturdular ki bu Avrupa'nın en büyük liglerinde son yıllarda yakalanan en iyi ortalama, La Liga tarihinde ilk yarılar itibariyle en çok gol atma rekoru da kırıldı böylece.Sezonu 100 golün üstünde tamamlayacaklarına kesin gözü ile bakıyorum ama benim için daha önemli olan kırılan puan rekoru ve alınan 50 puanın insanın aklına türlü türlü çılgınlıklar getirmesi.Sezon sonunda 100 puanla şampiyon olan bi takım gibi mesela ! Olmaz yahu öyle şey demeyin, Katalanların şuan ki form durumuna bakınca bu hiçte imkansız gibi gelmiyor insana. Ama ligin ikinci yarısı ilk yarı gibi olmayacak. A.Madrid, Valencia ve R.Madrid ile deplasmanda oynayacaklar. Üst turlara nispeten daha kolay geçen ŞL grup maçlarının aksine artık daha zorlu maçlar oynayacaklar ŞL'de, bu maçların öncesi ve sonrasında oynayacakları lig maçlarında kayıp yaşama olasılığı çok yüksek oluyor. Puan farkının bu kadar fazla olması ve en az 3-4 hafta önceden şampiyonluğun ilan edilebilecek olma ihtimali sonrasında oynanacak formalite maçlarında puan kayıplarına neden olabilir. 100 puan gibi bi hedefleri varmıdır yokmudur bilemem ama bence çok sükseli bişey olur eğer olursa. Tarihe altın harflerle geçerler işte o zaman.

Podolski Yuvaya Döndü

Konuya uygun daha güzel başlıklar bulunabilirdi ancak ben bu yuvaya dönme klişesini çok sevdiğim için kullanmak istedim. Bana sorarsanız çok bile sabretti Bayern'e Podolski, bu kadar yetenekli bi oyuncu olmasına rağmen bir türlü ilk 11'in değişmez ismi yapmadılar çocuğu.Bugün yarın ayrılır derken Köln'e transfer olduğunu öğrendik.Avrupa'nın dev takımları alır diye bekliyordum ben açıkçası, çok şaşırdım parladığı takıma geri dönmesine.Bir diğer şaşkınlığı da bonservis bedelini öğrenince yaşadım, bu müthiş yetenek sadece 10 Milyon Euro bedelle transfer edilmiş ! 3 Milyon Euro'da yıllık alacağı ücretmiş. Yanlış hatırlamıyorsam Köln'den Münih'e 10 Milyon Euro'ya transfer olmuştu 2006'da şimdi aynı ücrete geri döndü. Sürekli oynayabileceği bi takıma gitmesi hem kendisi için hem de futbolseverler için çok önemli, eğer iyi bir form yakalarsa sezon sonu olmadı gelecek sezon tekrar büyük bi takımda bulur kendini.

[Futbolcu olsam şöyle bi pozum olsun çok isterdim, bayılıyorum tam topa abanırken çekilen resimlere]

18 Ocak 2009 Pazar

1200


1200 masumun canı yetti İsrail'in güç gösterisine, bunu ben demiyorum İsrail Başbakanı Ehud Olmert diyor. 'İstediğimizi aldık, gücümüzü gösterdik' dedi kendileri tek taraflı ateşkesi açıklarken. İstediğini alan Olmert'e sormak lazım o çocuklarmıydı İsrail için tedit unsuru olan ? Yoksa camide namazını kılan yaşlılar mı ? Birde çıkmış utanmadan 'Gazze'de bir çocuk öldüğünde bizde üzülüyoruz' diyor adam.Şimdi ne olacak peki barış mı gelecek Ortadoğu'ya ? Herşey sütliman mı olacak ? Gazze'den bir taş bile atılsa İsrail topraklarına hemen savaş sebebi sayılacak ve yine ortalık yıkılacak. Savaşı gibi ateşkesi de şov kokuyor İsrail'in.

Yallah Cinler Yallah Kışkış Cinler Kışkış


2001-2002 sezonunun devre arasında İspanya'nın yolunu tuttu Nihat, gün itibariyle 7 sezonu tamamladı yani, 8. sezonuna giriyor.7 sezonda 158 maça çıkmış Nihat Sociedad ve Villarreal ile, yani bir sezonda ortalama 22-23 maç gibi bir ortalama ediyor buda. Gol ortalamasına bakacak olursak sezonluk ortalama 12-13 gol gibi bir rakam çıkıyor ortaya.Attığı 86 golün 50 sinden fazlasını ilk 3 sezonunda attığını düşünürsek sakatlık belasının Nihat'ın kariyerinde ne kadar büyük bi şanssızlık olduğunu bir kez daha anlarız.İlk 3 sezonda atılan 50 golün üstüne gelen ağır sakatlık bu müthiş formun sekteye uğramasına neden oldu.O sakatlığın ardından bir sezon daha Sociedad'da kaldı ve Villarreal'e geçti ama orada da sakatlıklar yakasını bırakmadı, 2.5 sezonda sadece 43 maçta oynayabildi Nihat, 2007'de ve EURO 2008 sonrası yaşadığı uzun süreli sakatlıklar gerçek formunu yakalamasına engel oldu.Son sakatlığının ardından tam döndü derken bi kez daha sakatlandı.İnsan acaba bu kadar sakatlanmasaydı şimdi ne durumda olurdu diye sormadan edemiyor kendine.İnşallah bu son olur, inşallah bir daha böyle uzun süreli ayılıklar yaşamaz, futbolu böyle adamlardan izlemek güzel çünkü.

17 Ocak 2009 Cumartesi

Calderon ve Demirören


Real Madrid'li taraftarları nasıl kıskandım anlatamam, bugün Madrid başkanı için çıkan haberlerin bizim başkan hakkında da çıkması için 4 yıldır dua ediyoruz ama bize bu sevinci yaşatmayacak gibi görünüyor bizim başkanımız.Bazen suçlu olmasanız bile adınız bi skandala bi usülsüzlüğe karıştığı an artık ağzınızla kuş tutsanızda olmuyor, Calderon'un başına gelen de budur işte.Suçsuz olduğunu kesin bir dille söylemesine karşın gelen tepkilerin önünde duramadı.İstifa etmek büyük erdemdir bana göre, aynı özür dilemek gibi.Ama nedense bizde tam tersi bi düşünce mevcut.Sayın başkanımız bu işin kendisiyle olmayacağı anlaşıldığı an takkeyi önüne koyup bi durum değerlendirmesi yapsa ve adam gibi istifa edip bize bunları yaşatmasa şimdi kendisi de bizde daha iyi durumda olacaktık şüphesiz ve her okuduğumuz istifa haberinde 'darısı başımıza' demeyecektik.

16 Ocak 2009 Cuma

Allah Analı Babalı Büyütsün


Efsane futbolcularımızdan Şifo Mehmet ikinci kez baba oldu bugün, Yağmur isminde bir kızı daha bulunun Şifo'nun yeni doğan kızına Damla ismi verilmiş.Minik Damla'ya sağlıklı bir ömür diliyoruz, Allah analı babalı büyütür inşallah.

15 Ocak 2009 Perşembe

Milli Takım Kaptanlığı



Bugün Vatan gazetesinde okuduğum habere göre Milli Takımın kaptanlığına Tuncay Şanlı getirilmiş.FIFA ödül törenine neden Tuncay'ın gittiğini de anladık böylece.Fatih Terim nasıl oldu da kaptanlığın manevi oğlunun elinden alınmasına ses çıkarmadı diye düşünürken kararın alınmasında onun da payı olduğunu öğrendim e nereye kadar koruyabilecekti ki Emre gibi bi adamı.Şimdiye kadar yaptığı terbiyesizlikler kaptanlıktan alınması için yeter sebeplerdi aslında, hatta hiç o onura eriştirilmemeliydi.Kulüp kaptanlıklarının en olmaz adamların elinde heba olduğu bu günlerde bari Ulusal Takımımızın başında adam gibi adamlar olsun değil mi ? Tuncay'ın da tepki çeken hareketleri oldu ancak rakibi rencide edecek terbiyesizce bi hareketine şahit olmadık henüz, kaptanlığı layikiyle taşıyabilecek bi oyuncu.Aslında bana göre ilk düşünülmesi gereken isim Nihat'tı ancak karar bu yönde olmuş.Milli Takımımız için hayırlısı olsun.

Bırakın Artık Şu İşleri


TFF'nin yeni transfer edilen oyuncular hakkında ki prosedürünü çok merak ediyorum.Acaba futbolcu doğduğunda hangi takımlı olduğunu belirtmek zorunda gibi bi madde falan mı var çok merak ediyorum.Eskiden imza törenlerinde söylenirdi şimdi adı o kulüple anılan oyuncu hemen ben zaten doğuştan o takımlıyım yahu diyiveriyor.Annenizin karnında iç organlar mı örgütlüyor sizi şu takımı tut bu takımı tut diye anlamıyorum ki.Küçükken şu takımı tutardım de geç, hatta onu bile söyleme ne gerek var.Gel adam gibi topunu oyna sevdir kendini, böyle klişe laflara insanların karnı doyalı bi 10-15 sene oldu.Yusuf'un ardından yeni transferimiz Erkan Zengin'de 'doğuştan Beşiktaşlı' doğduğu müjdesini vermiş, nasıl rahatladım bilemezsiniz, şimdi kesin her maç 2 gol 3 asist falan yapar bu.Aslında kabak Erkan'ın başına patladı ama futbolcularımızın kronik sorunu bu, futbolda büyük konuşulamayacağını öğrenemediler bi türlü.Erkan yurtdışında doğup büyüyen bi oyuncu burayı bilmez büyük ihtimalle yanında yöresinde bulunanlardan birisi demiştir böyle böyle de diye.Onun söylemleri üzerinden bu rahatsızlığımı belirtiyim dedim.

14 Ocak 2009 Çarşamba

Tuncay'da Damat Oluyor


Emre'nin nikahının üzerinden 10 gün geçti ve bir hayırlı haberde milli takımın diğer bir yıldız oyuncusu Tuncay Şanlı'dan geldi.Akşam gazetesinin haberine göre CHP Genel Sekreter Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili olan Mehmet Sevigen'in kızı Selen Sevigen ile yaz başında dünyaevine girecekmiş Premier Ligdeki temsilcimiz.1982 doğumlu olan Tuncay'la 2 yıldır mutlu bir ilişkisi olan Selen Sevigen'in Tuncay'dan 3 yaş büyük olduğunu da belirtmek lazım.Bilkent Üniversitesinde İktisat okuyan Selen hanım yurtdışında da önemli okullarda eğitim görmüş, şuan da da oyunculuk ve sunuculuk yapıyormuş.Emre'nin nikahında olduğu gibi Fatih Terim yine nikah şahitlerinden, Fatih Terim milli takımın başında olduğu sürece ne kadar evlenen varsa hepsinin şahiti olacak bu gidişle, diğer şahit ise CHP Genel Başkanı Deniz Baykal olacakmış habere göre.Gelin kızımızı merak edenler için resmini koyuyorum.Şimdiden mutluluklar dileyelim Tuncay'a...




Hamit ve Ribery Umre'ye Gitti


Devre arası kampı için Dubai'de bulunan Bayern'de milli yıldızımız Hamit Altıntop ve F.Ribery hazır Arap Yarımadasına gelmişken bi Umre ziyaretinde bulunalım demişler ve Mekke'nin yolunu tutmuşlar.Zaten kamp yaptıkları yer Mekke'ye 70 km. uzaklıktaymış.Kısa süren bu Umre ziyaretinin ardından takım Almanya'ya dönmeden kafileye dahil olmuşlar.Ne diyelim Allah kabul etsin.Bizde iki futbolcu bırakın Umreye gitmeyi böyle bi planları olduğunu açıklasınlar anında şeriatçı, bölücü damgası yerler.Ama adamlar bu haberi gayet saygılı bi biçimde karşılayıp resmi sitelerinden duyurabiliyorlar.Kişisel tercihlere saygı duyulan bi toplum olmamız ümidiyle postu noktalayalım.

13 Ocak 2009 Salı

Günün Transfer Dedikoduları


C.Ronaldo - 85 Milyon Euro (R.Madrid) Yıllık 12 Milyon Euro

Iniesta - 42 Milyon Euro (Chelsea)

Kaka - Haftalık 220 Bin Pound (Manchester City)


Günün en çok konuşulan transfer dedikoduları bunlar Avrupa medyasında, ortada dönen paralar gerçekten dudak uçuklatıcı.Ulan hani kriz vardı, bunlara uğramamış heralde kriz.Özellikle City'nin Kaka için teklif ettiği rakam akıllara zarar; yıllık 12 Milyon Euro'nun üstünde bir rakama denk geliyor teklif.Milan'ı ikna etmek için ne vermeyi planlıyor acaba orası meçhul şimdilik.C.Ronaldo hakkında ki iddia ise içlerinde en ciddisi, AS'ın haberine göre Calderon Ronaldo için 85 Milyon Euro'yu gözden çıkarmış durumda.Oyuncuya verilmesi düşünülen yıllık ücret ise 12 Milyon, 8 Milyon Euro ise Menajerine verilecekmiş iddialara göre.Iniesta iyi topçudur akıllı oyuncudur ama 42 Milyon Euro ona biraz fazla gibi, Abramovich bundan böyle astronomik transfer paraları ödemeyecek diye bi haber çıkmıştı ama özüne dönmeye karar verdi heralde.E ne de olsa doğalgaz şirketinde işler yoluna girdi.Bir de Benzema haberi var ki insana küçük dilini yutturur, Lyon başkanı J.Michel Aulas golcü oyuncu için tam 100 Milyon Euro istediğini açıklamıştı geçtiğimiz günlerde.Bugün ise Barcelona'nın 65 Milyon Euro'luk bi teklif yapmaya hazırlandığı haberleri çıktı.Son olarak Cassano için Juve'nin devrede olduğunu okudum goal.com'da ancak hiç akla mantığa sığan bi transfer olmaz bence, zaten forvetler formda Trezeguet de dönüyor hiçgerek yok yeni bi forvete.Söylentiler iddialar şimdilik böyle hangisi doğru hangisi yalan yakında belli olur zaten.

Yürü be Memo !


Basket yazmak pek adetim değildir ama bunun şerefine yazılır, dile kolay tam 43 sayı ! Bu sabaha karşı yapılan ve Utah'ın 120-113 kazandığı Indiana maçında rakip potaya 43 sayı bırakarak kariyer rekorunu kırdı Memo, üstelik sadece kariyer rekoru kırmakla da kalmadı Utah'ın 40 sayı barajını geçen ilk pivotu oldu.Serbest atışlarda 15'te 14'lük müthiş bi yüzde yakalamış maçta.Aferin Memo böyle devam.

Kaldı Mı Başka Ödül ?


2008 onun yılı oldu şüphesiz, kaldırdığı kupaları, aldığı ödülleri saymayı bıraktım ben artık.Aldığı tüm ödüllerde olduğu gibi yine aynı isimlerle yarıştı.Kaka, Messi, Torres ve Xavi'yi geride bıraktı ve FIFA Yılın Futbolcusu ödülünü aldı Cristiano Ronaldo.Eğer Barcelona'yı ŞL'de zirveye taşıyabilirse seneye bu ödülleri toplayan isim Messi olur şüphesiz.



Tabi gönül isterdi FIFA Yılın Futbolcusu adayları arasında kendisini görmeyi ancak şimdilik Fair Play ödülünü almak için orada bulunabiliyor Tuncay ancak, Ermenistan maçında yaşanan dostluk rüzgarları nedeniyle bu yılki Fair Play ödülünü Ermenistan ve Türkiye'ye paylaştırdı FIFA.Futbolun sadece bir oyun olmadığını göstermesi açısından önemli bir olaydı Ermenistan-Türkiye maçı.


Ve son olarak; Ne şanslı adamsın sen be Van der Vaart...


Ödül gecesinin sunucusu:Sylvie Van der Vaart

İspanya Maçı A.Sami Yen'de


2010 Dünya Kupası elemelerinde kaderimizi büyük ölçüde belirleyecek İspanya maçının Sami Yen'de oynanması uygun görülmüş.28 Mart'ta S.Bernabeu'da oynayacağız 4 gün sonra ise İstanbul'da ağırlayacağız son Avrupa Şampiyonunu.Bi ara maçın Kayseri Kadir Has Stadında oynanabileceği açıklanmıştı ancak geçen hafta bu stadda incelemelerde bulunan Federasyon Başkanı, F.Terim ve yetkililer tatmin olmamış olacaklar ki böyle bi karar aldılar.Aslında Şükrü Saraçoğlunda da oynanabilirdi maç ancak orada oynadığımız maçlarda pek yüzümüz gülmüyor nedense (İngiltere, Ukrayna, İsviçre-kazandık ama yetmedi-, Belçika...) Atatürk Olimpiyat Stadında da oynanmayacağına göre geriye sadece İnönü ve Sami Yen kalıyordu.Kapasite olarak daha İnönü tercih edilebilirdi ancak karar Sami Yen olmuş.Adamlar bizi 80.000 kişilik stadda ağırlayacaklar biz ise 20.000 kişilik bi stadla yetinmek zorunda kalacağız.Her açıdan çok kritik iki maç yapacağız İspanya ile, umarım iki maçta da istediğimiz alırız ve Güney Afrika yolunda önemli bi adım atarız.

12 Ocak 2009 Pazartesi

Tek Suçlu Lig Tv !


Sonunda tribünlerimiz 5 yıldır yakalanamayan başarıların suçlusunu buldu; Lig Tv ! Bi kaç haftadır inanılmaz bi tepki var, decoderleri iade etme kampanyaları, Erman ve Şansal'a yoğun protestolar ve hatta Kapalı Üstü boş bırakıp tepki vermeye kadar vardı olay.Ben kendimi bildim bileli Beşiktaş'a federasyon tarafından, basın tarafından, hakemler tarafından vs. haksızlıklar yapılır zaten, bu ilk defa olmuyor elbette ki.Demek ki artık sabredilemeyecek noktalara geldi olay, doğal karşılıyorum bir bakıma bu tepkileri ancak ortada çok büyük bi çelişki var.5 yıldır iliğimizi kurutan, değil 3 büyüklerden uzaklaştırmak bizi bilmem kaçıncı küçük olma yolunda hızla ilerleten, 53 futbolcu, 5 hoca eskiten ama hala ideal kurguyu yakalayamayan çok sayın başkanımızın bu başarısızlıklarda hiç mi suçu yok yani ? Yönetim aleyhine hiçbir söylemi ve eylemi ol(a)mayanların suçu sürekli başka cerahlarda aramaları ne kadar akla mantığa sığıyor ?

Tabi ki haksızlıklara karşı tepkimizi vereceğiz tabi ki azılı Beşiktaş düşmanlarına karşı asil mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz ama esas kenenin kulübün başındaki insan görünümlü mahluk olduğunu ne zaman anlayacağız ? 'Yeter Demirören' seslerinin hafif hafif kıpırdadığı bu günlerde, tüm dikkatlerin basına, Lig Tv'ye Erman'a Şansal'a çekilmeye çalışması sizin de aklınızda komplo teorileri oluşturmuyor mu ? Benim merak ettiğim nereye kadar devam edeceği bu suçluyu başka yerde aramanın.Bu suçlu ilan edilen kesimler görevlerini doğru dürüst şekilde yapsalar da değişen hiçbişey olmayacak bunu görmek lazım.Daha 2 sezon önce takımı gençleştireceğiz diyip Sergen'i gönderen zihniyet şimdi 34 yaşında sene de 3 maçtan fazla iyi maçı olmayan bi adam için en iyi genç oyuncusunu harcıyor.Lig Tv adam olsa Federasyon adam olsa ne yazar bu durumda.Sen önce kendi içine bakacaksın sonra suçluyu başka yerde arayacaksın.Ne zaman ki bunu yapabiliriz işte o zaman düzlüğe çıkarız...

11 Ocak 2009 Pazar

Almak Lazım #2

Arsenal - 10 £


Arsenal - 7 £