28 Şubat 2009 Cumartesi

Beşiktaş 2 - 1 İBB

Ne Belediyeymiş arkadaş diyesi geliyor insanın, 2 sene için de yapılan 4 maç ve alınan ilk galibiyet o da zor şer. Aslında Mustafa Denizli'nin 2 kere 2 4 değil 5 eder mantığının da katkısı vardı bu zor galibiyette, aklın yolu bir işte hocam anla artık şunu. Sivok ön libero da olmuyor, tandem Toraman ve G.Zan'a bırakılınca hatalar geliyorum diyor. Neyse ki Serdar Özkan inadından vazgçtin sonunda. Sakatlıktan yeni kurtulan Ekrem ve Delgado çok kötüydüler bugün, resmen döküldüler, özellikle Ekrem'de 90 dakika ısrar etmek hem ona hem de seyircilere işkenceydi. Sağ kanatta Erkan Zengin değerlendirilebilirdi maçn ikinci yarısında ama kadroya baktığımda ilk 18'de bile olmadığını gördüm.

İlk yarı yine klasik ilk yarılarımız gibiydi,bundan sonra bizim maçları 46. dakikadan sonra izlemeye başlayacağım. Koca 45 dakika da ne gol ne de adam gibi gol olacak bi pozisyon. Oyunun bazı anlarında Toraman'ı stoperde Ekrem'i sağ bekte ve Sivok'u da ön libero da gördük. Sivok'u önde oynatmak Denizli'nin en büyük fantezisi oldu artık. Çok savruk oynuyor Sivok bu bölgede ve bu da sorunlara yol açıyor, en mantıklısı geri dörtlünün ortasında eski tip liberolar gibi oynaması. Sistem karmaşası yaşayan takım gol pozisyonuna girmekte zorlandı haliyle. İlk golde Nobre geriden geldi ancak hakem ofsayt dedi, G.Zan'ın attığı ikincii golde ise ofsaytı görmedi bu hakem, ofsayt kuralını yeniden öğretmek lazım bu adama. Orta hakem için de bi kaç şey söylemek lazım, iki hafta önce Antalya-Gs maçında kartlar konusunda ne kadar acemice davrandığını gördük, bugünde aynı haldeydi yine kartlarını çok yanlış kullandı. Ayrıca en ufak müdahalelerde zırt pırt faul vererek maçın hızını kesti, bu sorun bütün hakemlerimizde var aslında. Hele son dakikalarda Toramana alenen atılan bi tekme var ki bırakın kırmızıyı sarı bile vermedi, üstelik gözünün önünde oldu bu pozisyon.

Abdullah Avcı şu takımı 3 büyüklere hazırladığı ve oynattığı gibi diğer maçlarda da oynatsın her türlü üst sıraları zorlarlar, sanki adamı sadece 3 büyüklere karşı hocalık yapsın diye koymuşlar oraya.

İBB, Hacettepe ve Gençlerbirliğinden oluşan 3 maçlık serinin ilk ayağını 3 puanla atlattık, 9 puan hedefini tutturacağız inşallah. Şimdi hafta içi kupa maçı var önümüzde, bu maçta özellikle Ernst, Tello, Toraman ve Nobre dinlendirilmeli. Cuma günleri kazanıp rakiplerin alacakları skorları beklemek çok keyifli oluyor, umarım geçen hafta ki gibi bize yarayan skorlar çıkar ortaya.

21 Şubat 2009 Cumartesi

Gaziantepspor 0 - 3 Beşiktaş

Sezonun ilk haftası Antalya deplasmanında elde edilen 3-2 lik galibiyet ve Mustafa Denizli'nin takımın başında sahaya çıktığı ilk maç olan Gençlerbirliği önünde elde edilen 3-1 lik galibiyet. Bu iki galibiyetin dışında ligde deplasmanlarda galibiyetimiz yoktu. 19 Ekim'de oynanmıştı Gençlerbirliği maçı, tam 4 ay sonra deplasmanda gelen 3 puan, hemde 3 golle. Bundan iyisi olamazdı. Maçın ilk 35 dakikasını izleyemedim son 10 dakika da Gaziantep yakaladığı pozisyonları gole çevirebilse deplasman galibiyeti hasretimiz bir başka maça kalabilirdi.

Maça Delgadosuz Yusufsuz çıkmak Gaziantep gibi zor bi deplasman için önemli bi avantaj, zira Antep takımı Nurullah Sağlam'ın elinde baya bi yol katetmiş, çok koşan sürekli mücadele eden rakibine devamlı baskı kuran bi Antep yaratmış Nurullah hoca. Tebrik ediyorum kendisini, işte hocaya sabredilirse böyle oluyor güzel ülkemizde. Gömlek değiştirir gibi hoca değiştirenlere duyurulur ! Üstelik Antep'in en önemli oyuncusundan saha içerinde ki liderinden yoksun olduğunu da unutmamak lazım. Tabata cezalı olmasaydı belki de çok şey değişirdi. Özellikle genç oyuncular İsmail'i ve Murat Ceylan'ı çok beğendim, gelecek vaad eden isimler. Sol bek kıtlığı çeken futbolumuzda İsmil gibi oyunculara sahip çıkmak lazım.

Maçı izlemeye gittiğim yerde daha kapıdan girmeden S.Özkan'a edilen küfürler kulağıma gelmeye başlamıştı. Neden bu kadar kötü oynar, neden bu kadar ısrarla top tutar, neden gram katkısı olmamasına rağmen her maç ilk 11'de yeri hazırdır... bu soruların cevabını bulmak lazım. Geçtiğimiz haftalarda kendini Messi sandığını ve bu rüyadan uyanmasını dilemiştik ama hazret hala rüyalar aleminde. Böyle giderse Mustafa Denizli bile sahip çıkamaz ona. Atılan her topu ezdi, ya aut ya taç ona atılan her top. Bazen de kaptırdığı adama faul yapıp bi halt ettiğini sanıyor. Serdar'a tavsiyem alsın maç kasedini Toraman'ın Nobre'ye yaptığı asisti iyice bi izlesin ve ders alsın.

Ligin ikinci yarısının en zor deplasmanlarından birisiydi bu maç, 3 puan iyi oldu. Bundan sonra Sivas deplasmanına kadar içerde İ.B.B. ve Gençlerbirliği dışarda ise Hacettepe maçları var. Bu 3 maçtan çıkarılacak 9 puan Sivas maçını bir final maçına çevirir, tabi o arada Sivas süpriz puan kayıpları yaşamazsa.

19 Şubat 2009 Perşembe

Köy Takımı !

UEFA Kupasında oynanan 7 maç yenilen sadece 2 gol ! O 2 golün de Ertuğrul hocanın kuyusunu kazan eşleşmeden çıkması ayrı bi gariplik. Hani yüce Türk basının Avrupa kupalarında eşleşmeler sonrasın en çok kullandığı deyim varya 'lokum gibi kura' işte o lokumlardan biriydi Metalist. Köy takımıydı yahu 4-5 atar elerdik ! Çok iyi hatırlıyorum, Metalist'e dikkat diyen sadece 3 isim vardı onlarda NtvSpor'da beraber program yapan Güntekin Onay-Esin Düzen-Mert Aydın üçlüsüydü. Onlar haricinde tehlikenin farkında olan yoktu. Alın işte beğenmediğiniz köy takımı deplasmanda Sampdoria'yı 1-0 la geçerek ilk 16 için büyük avantaj yakaladı. Üstelik yine gol yemediler. Adamların UEFA Kupasında yedikleri son gol 2 Ekim'de Nobre'nin 90. dakika da attığı gol ! Türk basınının klişelerinden bahsetmişken Bordeaux eşleşmesinde ki 'şarap' esprisinden artık gına geldiğini belirtmek lazım. Ne bu her yerde 'şarabı içeriz, bi şarap içip dönelim, şarap testisini bi taraflarına sokalım...' bu ne lan, bu kadar mı yaratıcılıktan yoksun olunur. Aynısını Fenerbahçe'nin Porto eşleşmesinde de yapmıştınız. Aslında bu kalıplaşmış başlıklarınızdan da iyi bi yazı konusu olur, ilerleyen günlerde bu konu hakkında yazarız inşallah bi kaç satır. Bi kaç satırla kurtulursak ne ala.

18 Şubat 2009 Çarşamba

FTK Yarı Final Eşleşmeleri

Ankaraspor - Beşiktaş
Fenerbahçe - Sivasspor

Ulan daha 2 saat var kura çekimine kim bekliyecek şimdi 1'e kadar diye düşünürken pat karşımda eşleşmeler, meğerse saat 11'deymiş kura çekimi. Dalgınlık işte es geçmişiz, alıştık tabi ŞL ve UEFA eşleşmelerini 1'de izlemeye. Neyse kuralar çekildi yarı final eşleşmeleri belli oldu. Maçlar 4 Mart ve 22 Nisan'da oynanacak. İlk yazılan takımlar ilk maçlarını kendi evlerinde oynayacak. Bir Beşiktaşlı olarak şanslı bi kura çektiğimizi rahatlıkla söyleyebilirim. Ankaraspor her ne kadar ilk yarıda iyi bi futbol sergilese de ikinci yarının başlamasıyla beraber belirgin bir düşüşe girdiler, ligde ki gidişat kupaya yansır mı yansırsa nasıl yansır bunu Aykut Kocaman'ın talebeleri bize gösterecek. Anadolu takımları için kupayı almanın değeri çok büyük, keza Fenerbahçe için de öyle ama bu sefer çok zor bi rakip çektiler. Galatasaray'ı saf dışı bırakan Yiğidolar lig fikstürü nedeniyle 10 gün içinde 3 kez aynı takımla oynamıştı bu defa benzer bir durumu Fenerbahçe ile yaşayacaklar. 28 Şubatta Kadıköy'de lig maçına çıkacaklar ardından 4 Martta tekrar aynı sahada kupa maçına çıkacaklar. 4 gün arayla oynanacak iki maçta nefesleri kesen cinsten olur. Hakedenin kazandığı bi yarı final serisi olur umarım. Gönlünden ne geçiyor final için derseniz cevabım Beşiktaş - Fenerbahçe olur hiç düşünmeden.

17 Şubat 2009 Salı

Yar Olmaz O Paralar Sana

Askerlikten yırtmak için yıllardır çalınmadık kapı bırakmayan ve geçen sezon çareyi Yunanistan'a sığınmakta bulan, sezon başında uğruna öldüğü takımına geri dönen ama bir türlü forma şansı bulamayan, forma giyene kadar sakal uzatacağım diyen ama bu protestosu da işe yaramayan, son olarak tekrar Larissa'ya geri dönen Tümer'in İstanbul'da ki evi hırsızlar tarafından soyulmuş. Eşini Yunanistan'a götürmemiş, o alışverişteyken ne var ne yok götürmüş kurban olduğumun hırsızları. Helal olsun o eve giren hırsızlara helal olsun o altınları mücevherleri çalan ellere. Senmisin 3 kuruş için bizi satıp giden. İşte böyle adamın içine dökerler Tümer efendi. Hayrını göremeyeceksin o paraların. Koskoca Beşiktaş'ın efsane topçusu olmak varken bunu sen seçtin ama. Memleketten uzak kaldın evini soydular dikkat ette başka şeyleri soymasınlar koçum.

16 Şubat 2009 Pazartesi

Kel 11

Nerden çıktı böyle bi 11 kurmak diye sorabilirsiniz, geçen gün Barthez, Stam ve Zidane ile başlayıp hafızamı iyice zorlamam ile 11'e çıkan bi 11 kurdum. Öylesine aklıma geldi işte. Bunlar benim hatırladıklarım, unuttuklarım vardır illa ki, şanslarına küssünler bi dahakine artık napalım... 1. Fabien Barthez: Fransa'nın yakaladığı önemli başarılarda kalede o vardı, 98 Dünya Kupasını kazanan takımda Zidane'dan sonra adı en üste yazılan isimlerden biriydi. En son 2006-2007 sezonunda Nantes'ın kalesini korumaktaydı, o sezonun sonunda futbolu bıraktı yanılmıyorsam. Kel kaleci diyince herkesin aklına ilk gelen isim olacak her zaman, bunun bi de çakması var Antalyaspor'da o da yedeği olsun bari.
2. Jaap Stam: Hollanda futbolunun yetiştirdiği en önemli stoperlerden biriydi, çok severdim kendisini 98'de Manchester forması giymeye başladığında tanımıştım kendisini daha sonra Lazio ve Milan'da izledik Stam'ı, hayatın boyunca izlediğin en iyi 10 stoperi yaz deseler gözüm kapalı yazacağım isimlerden biridir, Kel 11'imizi de kafadan daldı.

3. Baki Mercimek: Ne bir lokma ekmek, ne bir kızı sevmek, seviyoruz seni Baki Mercimek Baki Mercimek ooo oooo.... Bu kadar kötü oynayıp bu kadar sevilen başka futbolcu varmıdır bilmiyorum (vardır İ.Üzülmez) Sözümona Ajax altyapısından yetişmiştir ama Ajax böyle bi oyuncu yetiştirdiğini bilse altyapının kapısına kilidi vurur heralde. Türk futbolunun Jaap Stamı olmasını beklerdik ama olmadı. Yine de yeteneklerini sonuna kadar kullanan bi futbolcudur Baki, çokça sevilmesi de bundandır. Şuan sakatlıkla boğuşuyor umarız en yakın zaman da yeşil sahalara geri döner. Aslında Lebouf'ü de koyabilirdik stopere ancak Baki torpili sayesinde 11'e girmeyi başarıyor.

4. Roberto Carlos: Ondan daha süratli şut çeken oyuncu varmıdır varsa da kaç tanedir diye sormak lazım. Yıllarca uzaktan izlediğimiz bu adamı ülkemize gelmesi ile Dünya gözüyle canlı da izleyebildik çok şükür. Her ne kadar Fransa'ya attığı fizik kurallarını alt üst eden frikiği ile hatırlansa da ben onu daha çok Hagi ve İ.Mansız tarafından bakkala ekmek almaya gönderildiği pozisyonlar ile hatırlayacağım. Real Madrid'in efsane kadrosunun unutulmazlarından. Kel 11'imizin de ağır taşlarından oluyor.

5. Thomas Gravesen: Blade serisinin ikinci filminde, filmin başında kan vermeye giden ama görevlileri oracıkta harcayan bi vampir vardı. Ben o rolü Gravesen'in oynadığından şüphelenirim yıllardır. Ulan bi adam bi adama bu kadar mı benzer arkadaş. Ama hakkını vermek lazım Gravesen o vampirlerden daha korkunç bi görüntüye sahip. Şu fotoğraftaki bakışa baksanıza. Everton yıllarında çok beğendiğim bi oyuncuydu, üstün performansı ile Madrid'in yolunu tuttu ama futbolundan çok Robinho'yu benzetmesi ile hatırlandı İspanyol kulübünde. Daha sonra Celtic ve Everton maceraları yaşadı ancak geçtiğimiz ay futbol hayatını noktaladığını açıkladı. Güzide Türk medyası kendisini defalarca İstanbul uçağına bindirmiştir ama indiğini gören olmamıştır. Kadronun en psikopatı ilan ediyorum kendisini.

6. Stelios Giannakopoulos: Bana göre Yunan futbolunun yetiştirdiği en önemli oyunculardan biridir. Oyunu okuyuşu ve bitmek bilmeyen enerjisi ile takdirimi kazanmıştır. Bolton'da oynarken takımı sırtlayan en önemli isimlerden biriydi. Sezon başında Hull City'e gitti ancak kısa bir süre sonra ülkesinin yolunu tuttu, halen Larissa forması giymektedir.

7. Hasan Şaş: Sırf şu pozu yüzünden aldım valla Hasan'ı. O nasıl bakıştır arkadaş ya, her baktığımda krize giriyorum. Topu alıp bir sağa bir sola çekmesiyle ama bir türlü pas vermemesiyle, hayatı boyunca hiçbir zaman bir topun peşinden atmadığı deparı hakeme koşarken defalarca atmasıyla hatırlanacak her zaman. Ne zamandır sakattı ortalarda görünmüyordu yakında çıkar piyasaya.

8. Yordan Letckhov: Bulgaristan'ı 94 Dünya Kupasında yarı finale çıkaran, Letckhov'a ise Almanya'yı dar eden gol işte bu. Bu kafa golü ile Almanya'yı eleyen Bulgaristan yarı finale çıkmıştı. Daha sonra Beşiktaş'ta da forma giyen Letckhov sebepsiz bi şekilde takımdan kaçmıştı. Daha sonraları Bulgaristan Futbol Federasyonunda üst düzey görevler almıştır, şuan ise Belediye Başkanlığı yapıyormuş. Kel 11'imizin en 'saçlı' futbolcusu olmuştur vesselam.

9. Zinedine Zidane: İşte 11'imizin en değerli en önemli futbolcusu. Hep bu fotoğraf karesi ile hatırlanacak, olağanüstü futbolu gibi vedası da olay olmuştu. Çok şey yazmaya gerek yok heralde.
10. Jan Koller: Adam 35 yaşına geldi hala Milli formayı giyiyor. Çek basını da bizimkilerin Hakan Şükür'e yaptığını yapıyorlarmıdır bilmiyorum ama bir türlü yeni forvet çıkaramadıklarına göre pekte ses çıkarmıyorlar anlaşılan. Şu sıralar Rusya'nın FC Krylia Sovetov Samara takımında forma giyiyormuş. Zirve de bırakmak varken böyle küçük takımlarda sürünen oyuncuları hiç bir zaman anladım anlamayacağım da. En uzun kelimiz olma özelliğini taşıyor.

11. Gianluca Vialli: Sampdoria'nın Juventus'un Chelsea'nin efsane forveti. Oynadığı her takımda sevilen isimlerden olmayı başarmıştır. Bizimde sevdiğimiz futbolculardandır. Futbolu bıraktıktan sonra Chelsea'de teknik direktörlük te yapmıştır. Şuan ne yapıyor tam bir bilgim yok ama geçenlerde Chelse tribünlerinin kendisini hoca olarak görmek istediğe şahit olmuştum. Zola veya Vialli'yi istiyoruz diye bi pankart açmışlardı.

15 Şubat 2009 Pazar

Beşiktaş 1 - 1 Trabzon

Öncelikle Trabzon gibi bi takıma maç boyunca sadece 5 şut attırmak (üstelik kaleyi tutan 1) büyük olay. Sezonun en kötü topunu oynadı bana göre Trabzon, Fenerbahçe maçında sadece kaleci ile karşı karşıya kaldıkları 5-6 pozisyonları vardı, 3-0 yenildikleri Galatasaray maçında bile daha çok pozisyon bulmuşlardı. Maça ikinc yarıda ki 11'le çıksak herşey bambaşka olurdu kuşkusuz. İlk yarı tam bir utançtı bizim için, bu kadar ruhsuz oynanamaz ama ikinci yarı doğru hamleler yapılınca neler olduğunu herkes gördü. Biraz şans olsaydı bugün 3 puanı alırdık. Serdar Özkan konusunda fazla şey söylemeye gerek yok Akçabat Sebat'a mı gider Mersin İdman Yurduna'mı gider nereye giderse gitsin ma ne olur bizden uzak olsun. Yusuf Şimşek, Beşiktaşlı olduğunu kanıtlamak fotoğraflarla değil sahada ki icraatlarla oluyor umarım bunu anlarsın.

Biraz da şu kornerlere değinmek lazım maç boyunca 12 korner kullanıyoruz 11'ini kullanan Tello sadece birinde ön direkten ileriye atabildi onda da gol oldu ! Kardeşim bu takımda kornerleri sen kullanıyorsun nasıl olurda yetiştiremiyorsun o topu ortaya, ön direk çalışmışsınızdır belki antremanlarda ama oraya hareketlenen de yok ki. Ligin en çok korner kullanan takımıyız ancak benim bildiğim sezon başından beri kornerden atabildiğimiz gol sadece 2 ! Antremanlarda ne yapıyor bu adamlar anlamak güç.

Bu saatten sonra şampiyonluk konuşulacaksa en az 5-6 maçlık bi 3 puan serisi yakalamak lazım, eğer takımın gerçek potansiyeli ortaya çıkarılabilirse bu çokta zor değil. İlerleyen haftalarda göreceğiz çok azalsada hala küçük bi umudum var.

Son sözümü Trabzonspor'un kaptanına ayırmak istiyorum. Tamam futbolculukla uzaktan yakından alakası olmayan bi hödük olduğunu biliyoruz ama bunu her pozisyonda ispatlamak zorundamısın be hacım. O nasıl topa girmek yahu, neredeyse kendi kalecini bile sakatlayacaktın. Senin gibi adamların oynadığı lige Süper Lig diyoruz ya ben daha ne diyim, senin gibilerin soylarının tükenmesini dileyerek noktayı koyuyorum.

''2010'dan Sonra Yokum''

'Sanırım 2010 Dünya Kupasının ardından futboldan kopacağım. Harley Davidsonuma binip Dünya'yı dolaşmak istiyorum' demiş Chelsea'nin çiçeği burnunda hocası. 63 yaş bir hocanın emekli olma kararı için erken bi yaş gibi gelebilir ama bana göre en iyisini planlıyor Hiddink. Kazanacağını kazanmışsın, elde ettiğin başarılar ile kendini ispatlamışsın bundan sonrası için emekliliğin tadını çıkarmak en mantıklısı. 80 yaşına gelipte hala takım çalıştıracağım diye tutturup aleme maskara olmak ta var, ki Hiddink'in başarısız olacağını beklemek zor bi ihtimal ama futbol bu hiçbişey belli olmaz. Chelsea'de yarım sezonda yaşayacakları ve 2010 Dünya Kupası sürecinde Rusya ile yaşayacakları kararından döndürebilir ya da kararını kesinleştirebilir. Bekleyip göreceğiz.

14 Şubat 2009 Cumartesi

Milan Baros

Kaleci Ömer ile Baros'un arasındaki mesafeyi görüyorsunuz değil mi, bu andan sonra kalecinin oyuncuya müdahale edip düşürme şansı var evet ama öyle olmuyor, kendini yere atma konusunda Arif Erdem'in tahtına göz diken Baros bir adım daha atıyor ve hooop Antalya Atatürk'ün güzelim çimleri ile buluşuyor. Bu sezon ki 8. sarısı olmuş, 8 kartın tamamı hakemi aldatmaya yönelik hareket, topa elle müdahale ve hakeme itiraz. Baros bunu her maç yapıyor alışkanlık haline getirdi artık ben ayıplamıyorum. Beni rahatsız eden nokta başka, kendini yere attığını bile bile ellerini iki yana açıp 'ben ne yaptım ki' bakışı atmıyor mu işte beni sinir eden bu. Ulan ahlaksız madem böyle bişey yapıyorsun dön arkanı git pişkin pişkin itiraz etmek te ne. Allah senin gibileri ıslah etsin ne diyelim. Ligimiz de çok var çünkü senin gibilerden.

12 Şubat 2009 Perşembe

Kuranyi Kovuldu !!

Ben demiyorum valla Schalke'nin resmi sitesi diyor. Kevin Kuranyi'nin kovulduğu haberi bugün Schalke'nin resmi internet sitesine bomba gibi düştü. Haberi okuyan Schalke'liler gözlerine inanamamışlardır heralde. Düşünsenize sabah uyanıyorsunuz tuttuğunuz takımın resmi internet sitesini bir açıyorsunuz ''Bobo kovuldu, Alex'in sözleşmesi fesh edildi, Lincoln'le yollar ayırıldı'' Adam kafayı yer be. Neyse ki olayın hackerlar tarafından yapıldığı kısa sürede ortaya çıkmış ve herkes derin bir oh çekmiş. Hackerların böyle bi şeyi neden yaptıkları henüz belli değilmiş. Schalke'nin ezeli rakibi Dortmund taraftarları yapmıştır belki de ha ne dersiniz.

11 Şubat 2009 Çarşamba

Fulya Projesi

Yıllık 15 Milyon Dolar, güzel para Allah bereket versin ama iş bilen bi adam tarafından yapılsaydı en az 30 Milyon Dolar gibi bi yıllık gelir elde edilebilirdi. Demirören'le bu kadarına da şükür. İlk 2 3 yılın gelirini kulübün kendisine olan borçları karşılığında alsın, bıraksın yakamızı ne olur.

10 Şubat 2009 Salı

5 Bin TL

Golden sonra formasının altından 'Filistin' yazılı t-shirtü gösteren Kanoute'ye 3 Bin Euro ceza veren İspanyolların ardından bir benzer olayda Süper Ligimizde yaşandı. Gs ile oynadıkları Fortis Türkiye Kupası maçının ardından Ulubatlı Souness gibi santraya dikmişti bayrağı İbrahim Dağaşan ama tek fark kazanan takımın bayrağını değil eziyet gören Filistin'in bayrağını dikmesiydi. Olayın PFDK'ya yansıdığından bile bihaberdim, meğerse kurallara aykırıymış bu olay, 'Sportmenliğe aykırı hareket'miş. Cezası da 5 Bin TL imiş. Çok önemli kuralların her seferinde çiğnendiği güzel ülkemizde gereksiz kuralların itinayla uygulandığını görüyoruz. Nolmuş yani o bayrak oraya dikildiyse, size batan ne. Allah sonumuzu hayır etsin.

9 Şubat 2009 Pazartesi

Kaptan Emre !

Tim Howard'a karşı yaptığı ırkçı saldırı, Milli maçta basın tribününe yönelik elli kollu küfürleri ve son olarak dün Tjikuzu'ya ana avrat dümdüz gitmesi. Evet biliyorum bu kadar az değil Emre'nin çirkeflikleri ancak insan yazdıkça daha bi tiksindiği için kısa kesmek istedim. Böyle bi adamı milli takım kaptanı yapan zihniyeti yıllardır eleştiriyoruz (aynı sorun kulüp takımlarında da var) Geçtiğimiz ay FIFA Fair Play ödül törenine Tuncay Şanlı gidince yeni kaptanın Tuncay olduğu haberleri çıktı ancak kesin bi açıklama gelmedi. İki gün sonra İzmir'de Fildişi Sahili milli takımı ile bir hazırlık maçı yapacağız. Eğer bu sefer de pazuband Emre'de olursa yazıklar olsun derim böyle işe. Adamlar Olimpiyat rekorlarını alt üst etmiş bi sporcuyu gençliğe kötü örnek oldu diye yerden yere vuruyorlar cezalar veriyorlar biz ise ödüllendiriyoruz. Umarım iki gün sonra takımın başında kaptan olarak daha düzgün bi futbolcu görürüz.

Kaldı 40 !

Maç başına 3.09 gibi olağanüstü bi gol ortalaması yakalayan Barca bu akşam Sporting Gijon ağlarına 3 gol bırakarak ligde attığı gol sayısını 68'e yükseltti. Barcelona'nın ligde bitime 16 hafta kala Real Madrid'in 107 gollük rekorunu kırması için 40 gol daha atması lazım, 3.09'luk ortalamaya bakınca bunu çok rahat yapabileceklerini görüyoruz. La Liga'da son 20 yıla baktığımızda en fazla golün 1989-1990 sezonunda Real Madrid tarafından 107 golle atıldığını görüyoruz. Bu rekora 1996-1997 sezonunda 102 golle yaklaşabilmiş Barcelona, ancak rekoru ezeli rakibinin elinden alamamış. Bu sezon bunu rahatlıkla yapacaklar gibi görünüyor.

Avrupa'da son 20 yıla baktığımızda bir sezonda 100 golün üstüne çıkabilmiş 7 takım var. Bu takımlar arasında 1988-1989 sezonunda 103 gol atan Fenerbahçe'de var. 2 sezonda 100 golün üstüne çıkan Ajax ise 1997-1998 sezonunda attığı 112 golle bu alanda Avrupa'nın lideri durumunda. Barcelona şuan ki ortalamasını düşürmezse bu rekoruda kırabilir. İşte Avrupa'da son 20 yılda 100 gol barajını geçen takımlar:

Takım Maç Gol Sezon
Ajax 34 112 (1997-98)
Real Madrid 38 107 (1989-90)
Ajax 34 106 (1994-95)
PSV Eindhoven 34 105 (1999-00)
Celtic 38 105 (2003-04)
Barcelona 42 102 (1996-97)
Fenerbahçe 36 103 (1988-89)
Glasgow Rangers 44 101 (1991-92)


8 Şubat 2009 Pazar

Konyaspor 0 - 0 Beşiktaş

Bir maç 3-5-2, bir başka maç 4-4-2, diğer bi maç 4-3-1-2, takımın başı döndü be ! Tamam rakibe göre sistem değişir ancak bu kadarı fazla be hocam. Kim nerde oynadığını bilmiyor bu takımda. Bir maç ön libero oynayan adam diğer maç sağ kanat oluyor, iki maç stoper oynayan adam bir sonraki maç bi anda kendini ön liberoda buluyor. Bugünde Konyaspor'da kimsenin göremediği bi şey görmüş olacak ki bu kadar defansif bi oyun oynattı. Orta sahanın ortasında Ernst'i anladık ta o Sivok ne oluyor ? Zaten savunma yapan bi adam varken neden bi ikincisine ihtiyaç duyuldu anlamadım. İlla Sivok'u oynatacaksan koy tandeme. Hal böyle olunca orta sahanın ortasında pas yapacak oyun kuracak adam kalmadı. Ne Ernst ne de Sivok bu işi yapabilecek teknikte adamlar değiller. İkisi de iyi top kesiyor, iyi basıyor ancak top yapamıyor. Tello ve Yusuf sürekli buraya gelip defanstan çıkan topları kullanmaya çalıştılar ancak beceremediler. Antalyaspor maçında ortada gayet başarılı bi oyun sergileyen Ernst-Uğur ikilisini bozulması pahalıya patladı. Hücumda Bobo-Holosko tercihi doğruydu ancak orta sahada dirlik düzen olmayınca onlar da etkisiz eleman oldular doğal olarak. İlk yarının sonlarında Holosko'da sakatlanınca iyice işler terse gitmeye başladı. İkinci yarının başında hücumda küçük bi hareketlenme yaşansada bir sonuca ulaşılamadı. Maçı izlerken uyuya kalan çok olmuştur, koskoca 90 dakika da biri Konyaspor'un olmak üzere kaleyi bulan sadece 4 şut var ! 3 dakikalık özet görüntüleri hazırlamak zorunda olan Lig Tv çalışanlarına Allah kolaylık versin. Haftaya Trabzon İstanbul'a geliyor, fark 6 kazansakta çok şey değişmeyecek, hoş bu futbolla Trabzon karşısında ne olur onu da ayrıca düşünmek lazım. Mustafa Denizli her hafta toto oynar gibi taktik denemeyi bırakıp takıma uyan sistemi bulursa ve kadro istikrarı sağlanırsa o zaman bişeyler olur. Belki...

7 Şubat 2009 Cumartesi

Akıl Dağıtılırken Ekmek Almaya Gidenler

Ben hayatımda bu kadar yaratıcı (!) taraftar görmedim...

Jeremie Janot

Jeremie Janot, St. Etienne altyapısında yetişen ve 1996'dan beri formasını giyen çılgın kaleci. Kaleciliğinden çok giydiği ilginç formalar ile adından söz ettiriyor, özellikle kafasına taktığı maske ile tamamladığı Spiderman forması unutulmazlar arasında, bir de son formaya dikkat çekmek istiyorum, formanın üzerinde St.Etienne tribünlerinin resmi var. Severim böyle çılgın ruhlu adamları, her takıma lazım böyle bi iki tane. Madem konuyu çılgınlıktan açtık o zaman bu işin kitabını yazan 'El Roco' Rene Higuita'ya da bi selam çakalım.

Reklam Peşinde Koşanlar !!

Demirören yönetimine karşı muhalefet fitilini ateşlemesini beklediğimiz toplantı ileri bir tarihe ertelendi. Erteleme nedeni ise sayın başkanımızın yaptığı yakışıksız suçlama. Toplantının yapılacağını duyan Y.Demirören ''Reklam peşinde koşanlar'' gibisinden bi tabir kullanmış. Allah kimseyi akıldan fikirden yoksun bırakmasın. Rahmi Koç, Süleyman Seba, Tuncay Özilhan, Serdar Bilgili, Ömer Sabancı, Nevzat Demir, Hikmet Çetin, Hasan Arat, Fikret Orman... Bu isimler mi reklam peşinde koşacak. Bu adamları tüm Türkiye tanıyor kardeşim ne reklamı ! Bu nasıl bi koltuk sevdasıdır ki gönül verdikleri renkler için bişeyler yapmak istiyen insanları pervasızca suçlatabiliyor. Bu toplantı bugün olmasa yarın olacak, yarın olmasa öbür gün ama bigün olacak. Ve sen o koltuktan bigün ineceksin bugün olmasa yarın, yarın olmasa öbürgün. Boşuna çırpınma, git adam satın al sen !!

4 Şubat 2009 Çarşamba

Beşiktaş 3 - 1 Antalyaspor

3 maçlık Antalyaspor serisini kazasız belasız güzel bi şekilde atlattık. Bu sezon 5. kez karşılaştığımız Antalyaspor karşısında Ernst'i ilk 11'de görmek büyük sürpriz oldu. Her ne kadar hazır bi şekilde gelmiş olsada ilk 11'de oynamak takımla sadece 1 kez antrenmana çıkabilmiş bi oyuncu için zor olsa gerek. Kim nasıl oynar kim nereye koşar bilmiyorsun, hatta isimleri bile bilmiyordur tam olarak. Orta sahanın ortasında Uğur'la beraber oynadı, kendi performansı açısından zaten bi sorun yok, kalitesi kumaşı belli olan bi futbolcu, iyi basıyor kontrollü oynuyor, disiplinli sağlam bi oyuncu. Ernst'in gelişi en çok Uğur'a yaradı, sezon başında Ertuğrul Sağlam'ın Cisse ile beraber oynattığı Uğur hem kendinin hem de Cisse'nin defansif olarak yetersiz olması nedeniyle gerçek futbolunu gösterememişti. Şimdi yanında savunma yapmayaı bilen sağlam bi oyuncu var, üstelik aynı dili konuşabiliyorlar. İkinci yarıda Cisse-Uğur ikilisini de denedi M.Denizli ancak ideal ikili kesinlikle Ernst-Uğur olmalıdır. Sivok'ta artık esas mevkisine dönmelidir. Ernst kadar Erkan Zengin'in de performansı merak ediliyordu. Açık konuşmak gerekirse bu kadar iyi bi performans beklemiyordum kendisinden. Yetenekli bi oyuncu olduğunu hemen belli ediyor, kendisine atılan topları panik yapmadan en iyi şekilde kullandı bana göre. Sadece sağ çizgide kalmadı ortaya da gelerek gerektiği zamanlarda insiyatif alabileceğini gösterdi. İlk yarının sonlarında girdiği gol pozisyonunda biraz daha şansı yaver gitse Beşiktaş forması ile ilk golüne kavuşacaktı. İlerleyen haftalarda çok daha iyi olacağından şüphem yok benim.

Yenilerin analizinden sonra takıma geçebiliriz. Klasik 4-4-2 sistemi ile oynadık, aslında pek alışık olmadığımız bu sistemde takım pekte sorun yaşamadı. Defans hattında pek bi problem yok, Üzülmez her ne kadar son yıllarda ki en iyi maçını çıkarsa da formasını Ekrem'e bırakacak büyük ihtimalle, G.Zan da çok iyiydi ancak o da büyük ihtimalle Sivok'la yer değiştirecek, sağ bek için ise S.Kurtuluş ile İ.Toraman arasında büyük rekabet olacak. Üstte de yazdığım gibi orta sahanın ortası için Ernst-Uğur ikilisi çok iyi oldu, umarım Cisse'yi kullanmak için bu ikiliyi bozmaz hoca. Sağda Erkan solda da S.Özkan buldukları geniş alanları iyi değerlendirdiler. Holosko çok iyi bi maç çıkarmasa da genel olarak iyiydi, Bobo içinse söylenecek fazla bişey yok, eğer yine yedeğe çekilirse yuh derim. Kesinlikle ilk 11'de oynamalı. M.Denizli'nin denediği bu sistemi ligde de kullanacak mı bilmiyorum ancak büyük ihtimalle Yusuf'u kullanmak için değiştirmek zorunda kalacak bu sistemi. O zaman da 4-3-1-2 gibi bi diziliş uygun olur bence.

İ.Üzülmez'in gol atması maçın en eğlenceli anlarından birisiydi kuşkusuz M.Denizli'den H.Arıkan'a tribündeki taraftardan yedek kulübesindeki oyuncusun kadar herkes tebessümlerle karşıladı bu golü. Maçın spikeri Melih Gümüşbıçak Sami Yen'de attığı golden sonra ilk golü olduğunu söyledi ancak o maçtan sonra tam 4 kez golle buluştu Üzülmez. Bu Beşiktaş forması ile attığı 10. veya 11. golü oldu yanılmıyorsam. Çoğu kişi 2 veya 3 golünü hatırlar halbuki. Serdar Özkan bi kaç alt postta yazdıklarımızın tam tersini yaptı bugün, istediğimiz Serdar işte bu dedirtti herkese. Gereksiz yere top ezmedi, saçma sapan çalımlara girmedi, kaptan olarak çıktığı maçta oyundan alınana dek gayet iyi oynadı. Attığı gol ise şapka çıkartılacak cinstendi. Harika bi goldü.

Son olarak tribünler için de bi kaç kelam etmek lazım. Türkiye Kupası yarı final ve final hariç tarihinde böyle bi tribünü çok az görmüştür heralde (Onda da yine bizim tribünlerdir büyük ihtimale) 90 dakika susmadan çok iyi bi şekilde desteklediler takımı helal olsun. Elalemin stadın yarısını bile dolduramadığı kupa maçlarında böyle bi taraftar görmek ancak Beşiktaşlılara nasip olur zaten. Ernst'e de güel bi hoşgeldin oldu tribünlerin bu üstün performansı. ''İbo doğruyu söyle İbo doğruyu söyle ne içtin bugün'' tezahüratı ise herkesi kopardı.
Antalyaspor gibi bi takımın karşısında takımın gösterdiği iyi performans tabi ki lig için ölçü olamaz ancak takımda ki isteği ve azmi görmek insana umut veriyor. Hafta sonu Konya'da herşey belli olur nasılsa.



Avrupa'nın En Pahalı Kadroları

Almanların ünlü transfermarkt.de sitesi oyuncu değerlerine bakarak Avrupa'nın en pahalı takımlarının listesini oluşturmuş. Tepede Chelsea var 410.2 Milyon Euro'luk değeri ile. Çoğu kişinin en pahalı kadro tahmini yapabileceği Barcelona ise 408.5 Milyon Euro'luk değeri ile 2. sırada. Bu iki kulübü sırasıyla Manchester Utd. , R.Madrid, Milan ve Inter takip ediyor. Toplam değerleri oyuncu sayısına böldüğümüzde ise Barcelona oyuncu başına 17 Milyon Euro ile ilk sırayı elde etmiş, Chelsea'de bu rakam 15 Milyon. Sitenin rakamlarına göre Chelsea'nin en pahalı futbolcuları ise 38 Milyon Euro ile D.Drogba ve 35 Milyon Euro ile F.Lampard. Barcelona'da en pahalı isimler ise 88 Milyon Euro ile L.Messi, 67 Milyon Euro ile S.Etoo ve 64 Milyon Euro ile Xavi. Ara transfer döneminde fiyatı 150 Milyon Euro'ya kadar çıkan Kaka'nın değeri ise 55 Milyon Euro olarak yazılmış. C.Ronaldo ise 60 Milyon Euro değerinde. Neye göre kime göre hazırlıyorlar listelerini bilmiyorum ama Kaka ve C.Ronaldo'nun Etoo'dan daha ucuz olması pek mantıklı gelmiyor insana.

Acaba ??

Bunca yanlışa, kötü gidişe rağmen neden ses çıkarmıyorlar diye düşündüğümüz muhalefet galiba sonunda imana geldi. İki gündür haber sitelerinde yer alan bi söylentiye göre camianın önde gelenleri Rahmi Koç önderliğinde bir araya geleceklermiş. Bahsi geçen isimler gerçekten çok güçlü isimler, isteseler Demirören'i bugün devirirler (Amin) Abi Allahınızı Kitabınızı seviyorsanız kurtarın bizi bu adamdan, sırf böyle bi iyilik yaptığınız için cennete gidersiniz valla. Bakalım bu toplantıdan bi sonuç çıkacak mı ? Yoksa sadece bi kıvılcım olarak mı kalacak ? Yıllar sonra küçükte olsa bi hareketlenme görmek güzel, inşallah sonu gelir. Benim merak ettiğim ''Demirören'' cilerin bu olaya ne tepki vereceği. Eğer hala Demirören derlerse yazıklar olsun böyle Beşiktaşlılığa.

3 Şubat 2009 Salı

Son Bir Kez

Goal.com bi kampanya başlatmış Maldini ile ilgili. Efsane futbolcunun son bir kez İtalya Milli Takımı forması giymesi için Lippi'ye büyük baskı varmış. Gelecek hafta Brezilya-İtalya maçı oynanacak, bu maçta son bir kez forma giyebilir Maldini. 2002 Dünya Kupasının ardından bırakmıştı 126 kez formasını giydiği Milli Takımı. Eğer olurda çağrılırsa kendisini son kez Gök Mavili forma ile görmek çok güzel ve anlamlı olur.

Büyük Takım Oyuncusu Olamamak

Sanırım Quaresma'da ki sorun da bu. 19 yaşında geldiği Barcelona'da kendisinden çok şeyler bekleniyordu ve yeni Figo olarak lanse ediliyordu. Fakat bu ilk deneme başarısızlıkla sonuçlandı, burada geçirdiği bir sezonda 22 maç oynayıp sadece 1 gol atabildi. Hayal kırıklığıyla dolu bi sezonun ardından ülkesine geri döndü Quaresma, hemde futbola başladığı kulüp olan Sporting Lizbon'un ezeli rakibi Porto'ya. Porto'da geçen 4 sezonda 114 maça çıktı ve 28 gol attı. Yeniden parlayan Quaresma için büyük takımlara gitme zamanı gelmişti yine. Bu kez adres Serie A oldu. Bu tip topla oynamayı seven oyuncular için Serie A pekte uygun olmayan bi lig. Soru işaretleri ile dolu akılları performansı ile yanıltmadı Quaresma ! Yılın Bidonu bile seçildi hatta. Şimdi yeni adres Chelsea. Bakalım 3. deneme de başarıya ulaşabilecek mi ?

2 Şubat 2009 Pazartesi

Serdar Özkan

Sizde de varmıydı bilmiyorum ama ilkokulu bitirdikten sonra hazırlık sınıfında İngilizce öğrenmeye başladığımızda yeni öğrendiğimiz kelimeleri 5-10 kere yazardık iyice aklımıza kazınsın diye. Yaza yaza insanın aklına daha çok yerleşiyor tabi. Benim Mustafa Denizli'ye bi tavsiyem var. Versin bu arkadaşın eline bi defter ve en az 1000 kere yok yok 5000 kere ''Ben Messi değilim'' yazdırsın. Ya da bu kardeşimizin bulunduğu ortamlarda Barcelona maçları izlenmesin, Barcelona veya Arjantin Milli Takımı maçlarını izletenlerin tiz kellesi vurula ! Hani Superman'i izleyip etkilenen çocuklar varya kendini 3. kattan atanlar falan, işte onlar gibisin be hacım. O topu sana 5 kişinin arasına dalıp her seferinde kaybet diye vermiyorlar. Aslında sana değil sana o formayı verende kabahat. Allah yetenek vermiş, ondan daha da önemlisi yeteneğini kullanman için akıl vermiş. Sana düşen ne, aklını kullanarak yeteneklerini sergilemen. Çok mu zor çok merak ediyorum. Yazık size bağlanan umutlara, yazık sizi yıldız olacaklar sanan bizlere...

Tabata

Sürekli maç özetlerinde izlediğim için Tabata hakkında çokta sağlıklı bilgilere sahip değildim, taki bugün 90 dakika izleyene dek. Maç özetlerinde izlediğim Tabata arkadaşlarına çok iyi paslar atan, iyi şut çeken, Anadolu Takımlarında olması gereken bi '10 Numara'dan çok daha fazla özelliklere sahip olan bi oyuncu olarak göze çarpıyordu. Bugün 90 dakika izlediğim Tabata ise özetlerdekinden çok daha fazlasıydı. Yıllardır Anadolu Takımlarında bu kadar iyi bi oyun kurucu izlememiştim. Geriden topu alıp ileriye taşıması, oyunu yönlendirmesi, forvette ki arkadaşlarına pozisyonlar hazırlaması ile beni kendine hayran bıraktı. 29 yaşında olması 'keşke daha gençken Türkiye'ye gelseydi' dedirtiyor insana. Beşiktaş'ta Delgado ve Yusuf, Fenerbahçe'de Alex, Galatasaray'da Lincoln olmasa yüce Türk basını onu çoktan gazete sütunlarında 3 Büyüklere getirmişti. (Belki de getirmişlerdir haberim yok)

Bir iki kelam da Gaziantepspor için etmek lazım. İstanbul deplasmanlarında defansa gömülen, ilerde tek adamı bırakıp 'Çanakkale Geçilmez'i oynayan ama bir golle kabak çiçeği gibi açılan kaybetmeye mahkum Anadolu Takımlarına örnek olsun Nurullah Sağlam'ın oynattığı futbol. Demek ki defansa gömülmeden de puan alınabilir 3 Büyüklerden. Takım halinde çok iyi oynuyorlar, öne çıkan oyuncuları yazacaktım ama bi baktım ki tüm takımı yazmışım. Çok iyi bi dakika da golü buldular ancak Alex'in füzesine engel olamadılar yoksa Antep'e 3 puanla dönmeleri içten bile değildi. Başarılı olan Anadolu Takımlarına bakınca hepsinde bir ortak nokta olduğunu görüyoruz: 'Hocasına güvenen yönetim' Eğer takımın başına getirdiğiniz hocaya güvenir ilk kötü sonuçta kapının önüne koymazsanız başarı geliyor. (Bkz. Sivas, Ankaraspor, Kayseri) Bu formlarını devam ettirirlerse zirvenin diğer adaylarından da çok rahat puan alırlar. Anadolu Takımlarının hepsinin böyle kişilikli futbol oynamasını diliyerek postu noktalayalım.

1 Şubat 2009 Pazar

Turkcell Güzel Lig

Futbol olarak olmasa da isim olarak Süper olan ligimiz bu kadar güzel golü aynı hafta içinde görmemiştir heralde. Özellikle 4 Büyüklerin maçlarında çok güzel goller izledik. G.Ünal'ın Ankaraspor'a, Nonda'nın Denizlispor'a, Alex'in Gaziantepspor'a ve son olarak ta Tello'nun Antalyaspor'a attığı goller birer harikaydı. Diğer maçları henüz izleme imkanım olmadı ancak o maçlarda da bi kaç güzel gol olmuştur kesin. 6-1 biten Eskişehirspor - İst. Bşb. Bel. maçından çok umutluyum mesela. Özlemişiz böyle güzel goller izlemeyi kendi ligimizde. Üst sıralarda ki amansız puan yarışı gelecek haftalarda bize daha çok güzel goller izletir umarım.